İkinci Dünya Savaşı dönemini anlatan birçok kurguyla karşılaşmışsınızdır. Okuduğumuz ve etkilendiğimiz ya da çok benzer bulduğumuz kitaplar da oldu. O yüzden bu kitabın farklı yönlerinden bahsetmek istiyorum.
Öncelikle kitabın büyük çoğunluğu gerçeklere dayandırılarak yazılmış. Sadece bazı isimler değiştirilmiş. Savaşın çok fazla bahsi geçmeyen bir yönünü, Manş Adaları'nda yaşananları anlatıyor. 1940 yılında Hitler'in ordusu tarafından ele geçirilen, Büyük Britanya'nın Alman kuvvetleri tarafından işgal edilen tek toprak parçası. Dönemin yetkilileri tarafından da orada yaşayan halk kaderine terk ediliyor. O yüzden, neler oldu, insanlar neler yaşadı konusu yıllar sonra tam olarak ortaya çıkmaya başlıyor.
İlginç olan diğer bir yanı ise ana karakterimiz Hedy'nin tepkilerinin gerçekliği. Bu tür dönem kurgularında, korku, baskı, yaşananlar ama biraz da bağışlayıcılık ve umut vardır. Burada ise Hedy'nin nefretini, haklı isyanını çok net görebiliyoruz. Sessizlik ve sinmek yerine bir şekilde tarafım belli olsun, küçücük bir şey de olsa elimden geleni yapayım düşüncesi ile hareket ediyor.
Tüm bunları aktarsa da yazar, okuru yormuyor ve bunaltmıyor. Akıcı bir kurgu ve aslında düşündüren güzel noktalara parmak basıyor. Dönem romanlarını sevenlere tavsiyemdir.
"Birisinin kendini iyi hissetmesi, bu dünyada bir yer kapladığını düşünmesi için mutlaka başka bir tarafa düşmanlık geliştirmesi, ondan nefret mi etmesi gerekiyor?"
"Her şey geçer." Çocukluğun, ilk gençliğin güneşli günleri için umut dolu, hafifletici bir cümle aslında. Fakat yetişkinliğin yaşanmışlıklarla birleştiği yıllara geldiyseniz, cümleyi okuyunca şöyle düşünüyorsunuz ister istemez: "Geçer mi sahiden?"
İşte kitaptaki birbirinden güzel öyküler de bu hissi pekiştiriyor. Zaman akıyor, yıllar geçiyor belki ama her şey geçmiyor. Kimi tecrübe oluyor belki ama kimi de eksiltiyor insanı. Yıllar sonra fark ediyoruz izleri. Yazar her bir öyküde bizi biz yapan, bugünümüzü oluşturan anlara taşıyor bizi. Çoğunlukla nostalji hissi alıyoruz okuduklarımızdan. Teknolojinin bu kadar baskın olmadığı, arkadaşlığın farklı izler bıraktığı çocukluk yıllarımıza gidiyoruz. Kimi öykü ise yılların, teknolojinin bile değiştiremediği kafa yapısına, toplumsal baskılara, kalıplara dikkat çekiyor.
Öykü kitaplarını, kendinizden parçalar bulabileceğiniz hikayeleri, geçmişi anımsamayı sevenlere kesinlikle tavsiyedir. Samimi ve net bir anlatım, keyifle okudum.
Her Şey GeçerVuslat Saraçoğlu · Sayfa 6 Yayınevi · 202429 okunma