O gece gökyüzüne baktım, baktım... Samanyolunda taze samanlar arasına serpiştirilmiş, buğday taneleri ve kavuzlar gördüm. Bu yıldızlı yolda gittikçe uzaklaşan bir trenin tıkırtılarını duydum. Sanki ölgünleşen bir türküydü bu. Türkü iyice uzaklaşınca dünyaya yeni bir çiftçinin geldiğini düşündüm. Bu çiftçinin ömrü uzun olsun, yetiştirdiği buğday gökteki yıldızlar kadar bol olsun...
Oğlumun önünde, bütün kahramanların önünde saygıyla eğilirim. Oğlumu andıkça göğsüm övünçle kabarır. Ancak hiçbir onur oğlumun sağ olmasının yerini tutamaz. Hangi anaya sorulursa sorulsun hepsi de aynı şeyi söyleyecektir. Çünkü bir ana, bu dünyada mutlu olsun, doya doya yaşasın diye doğurur çocuğunu.
Avluya pek cok insan birikmişti, fakat kimseden ses çıkmıyordu, ağlayan tek insan yoktu. Kimsenin ağlamamasını Muslubek istememiş miydi? Kadınlar koluma girip kaldırdılar beni. Tam doğrulduğum sırada bir rüzgar esti, elma ağacından kopardığı çiçek taç yapraklarını yerlere, toplanan insanların üzerlerine sessizce savurdu. Beyazlara bürünmüş elma ağacının ardında, uzaktaki karlı dağların üstünde sonsuz, dupduru bir gökyüzü vardı. İçimde bir çığlığın yavaş yavaş yükseldiğini hissettim. İstedim ki, beyazlara bürünmüş yeryüzü duysun bu çığlığımı. Fakat sustum, ağlamamı istemediği için oğlumun bu dileğini yerine getirdim.