Gördüğüm fanartlardan ve yorumlardan çok büyük beklentiyle başladığım bir seriydi. Gökçen'in yazarı olduğunu bildiğim için beklentimi minimum düzeyde tutmaya çalışıyordum ama yine de hayal kırıklığına uğradım. Bu seri Gökçen serisinden daha iyi bir seriydi. İki seriyi karşılaştıracak olursam sadece bu seride yazarın yazım dilini biraz daha beğendiğimi ve Gökçen gibi kabus bir karakterden sonra Ahuzar'ı okumayı çok daha sevdiğimi söyleyebilirim. Ama yine işlenememiş olaylar, boş betimlemeler ve gereksiz tekrarlamalarla dolu bir seriydi. Çok fazla gereksiz şey vardı, yazar sanki 4 kitaba tamamlamak için her yolu denemiş gibiydi. Yoksa 2 kitaplık bir seri bile değildi. Bu yazar hakkında tek bir cümle söyleyecek olsam "Suyunu çıkarıyor." olurdu. Her şeyi son damlasına kadar kullanıyor ve bunu sürekli okumak insanı seriden soğutuyor. Ahuzar'ın rüyaları, Kadir Tönge'nin her seferinde aynı cümlelerden oluşan paragrafı, Akkadın'ın her cümlesinin abartılı küfürlerden ve sözlerden oluşması, Asım denilen adamın Ahuzar gibi basit bir ismi defalarca söyleyememesi saçmalığı vs. bu liste uzar gider. Yazarın Gökçendeki gibi her yan karakteri çift yapma potansiyeli bu seride de sürüyor tabii ki. Her karakterine bir özellik yüklemeye çalışıyor ve bu çabasını göstermekten çekinmiyor ama bu bir yerden sonra zorlamaya giriyor ve bu zorlama şeyi okudukça offff ayyynen ayyyyynen demekten başka çare bırakmıyor. Gelelim Ahuzar ve Timur arasındaki "büyük" aşka. Yaklaşık 2 kitap boyunca beraber toplasan 10 sahneleri olmamasına rağmen bunlar birbirine nasıl bu kadar büyük aşkla bağlandı orayı asla anlamadım. Aşkı için ülkeyi yakan bir adam ve aşkı için kendinden vazgeçebilen kadın gibi güzel bir şey işlenecekken ilişkilerinin başlangıcını, bunlar ne ara aşık oldu falan diye düşünürken