darulhakikat.tr

darulhakikat.tr
@darulhakikat_tr
“Sizden biriniz bir münkeri gördüğünde eliyle düzeltsin. Ona gücü yetmezse, diliyle düzeltsin. Ona da gücü yetmiyorsa kalben buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.”⁵ Sizden herhangi biriniz bir şerre, kötülüğe, fesada, muzura; Allah’ın hoşnut olmadığı bir amele denk geldiğinde “فَلْيُغَيِّرْهُ” onu tebdil etsin, değiştirsin, dışlasın, kenara çeksin. Ne ile? “بِيَدِهِ” eli ile yani gücüyle. Bu güç farklı farklı olabilir. Bu güç ekonomik güç olur. Bu güç siyasi güç olur. Bu güç bir liderlik, sözü geçme, nazi geçme olabilir. Elde nasıl bir güç varsa o güç o kötülüğün izalesi için kullanılmalıdır. Bu müminlerin üzerine vecibedir. “وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا - Hepiniz Allah’a tevbe edin.” ayetinin davet ettiği tevbe budur. Hepiniz günah zeminini, ayağınızın kayıp da günaha düşebileceğiniz ortamları bertaraf edin. “فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ” Eğer bunda muktedir değilseniz, böyle bir güce sahip değilseniz; bir enerjiniz, mevkiniz, makamınız, rütbeniz yoksa “فَبِلِسَانِهِ” o zaman dilinizle mücadeleye devam edin... Aslında bu gücü, enerjiyi insana kazandıracak olan şey temelde inanç ve idealdir. Eğer Müslümanın ideali, Allah adına belirlediği, çıtayı koyduğu bir hedefi, meşru bir gayesi yoksa o Müslümanın gücü yoktur ve hiçbir zaman da elde edemez. Etse de nerede kullanacağını, o güçle ne yapacağını bilmediği için zayi edecektir. Böyle bir insana, böyle insanlardan oluşan topluluklara da Allahu Teâlâ belki de güç vermeyecektir. İdeali, gayesi, has bir kastı/niyeti olan mutlak bir fırsatını yakalayacak o gücü elde edecektir. Yeter ki bu noktada azmi olsun... Buna muktedir değilseniz “فَبِلِسَانِهِ” o zaman dilinizle mücadeleye devam edin, söyleyin. “Ya dilimizde tüy bitti!” Bitsin... Dilinde ne biter bitsin, onun kötü olduğunu söyle... Bu mesele sadece dil ile
Sayfa 14
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
TEVBE Cenâbı Hak: “Ey müminler! Hep birlikte, topluca Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”¹ Yine başka bir âyeti kerîmede: “Şüphesiz Allah samimi tevbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.”² buyuruluyor. Hadisi şeriflerinde de Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Günahından tevbe eden kimse, sanki hiç günah işlememiş gibidir. Allah bir kulu sevdiği zaman (onun kalbine koyacağı ilâhî aşk ve uyanıklık sayesinde) günah ona bir zarar vermez.”³ buyuruyorlar. Tevbe; kulun Allah’a rücûsudur, dönüşüdür. Kulun Allah’ın emirlerine muhalefetten, Allah’ın emirlerine itaate dönüşüdür tevbe. Dalalet ve gaflet ortamından, Allah’ın inayetiyle, hidayet ve istikamete dönüş azminin, ricasının, gayretinin, ümidinin ismidir tevbe. Tevbe bir yöneliş olduğu gibi aynı zamanda bir sığınıştır. Dolayısıyla tevbe; Allah’tan dûr ve baîd oluştan, Allah’sız yaşamaktan korkmanın; Allah’tan mahrum kalmanın ve mahrum kalmaktan korkmanın adıdır. Tevbe Ama tevbenin merhaleleri ve çeşitleri vardır. İlk okuduğunuz âyeti kerîmede tevbenin bir çeşidi ön plana çıkarılıyor. İkinci âyeti kerîmede ve onu teyid eden hadisi şerifte tevbede farklı çeşitlemeler, farklı tiplemeler öne çıkarılmış. Dolayısıyla bu farklı tiplemelerle birlikte tevbenin kademeleri de var. Tevbe imanî, İslâmî bir eylem, bir fiil olduğu gibi tasavvufî hayatın da başlangıcıdır... “Hepiniz Allah’a tevbe edin.” âyeti kerîmesinde günahtan sakının ve birbirinizi sakındırın anlamı var. Müminin asli görevlerinden birisi de bu. Kötülüğe eli ile dili ile engel olmak, işte bu tevbenin asli çeşididir. Kulun mücahede şeklinde, kendine dönük “Estağfirullah el-Azîm” diyerek ve nefsine muhalefet ederek yapacağı tevbe bu âyetin emrettiği tevbe ile birleşirse faide verir. Müminler başta kendileri, sonra birbirleri
Sayfa 13
Allah için da'vet eder, Olman için himmet eder, Bulman için gayret eder, Da'vet eder, da'vet eder. Ol yâr ile yâr olmaya, Mahfice tenha durmaya, Gönüle sultan olmaya, Da'vet eder, da'vet eder. Hâce Hazretleri (kuddise sırruhu’l-âli)
Sayfa 12
Din bütünlük manzumesidir… Ahkâmıyla, ahlâkıyla, düşüncesiyle, yaşantısıyla bütünlük arz eder… Gözyaşlarıyla söylediğimiz “Estağfirullah el-Azîm” sözleri ferd olarak bizleri temizlediği gibi, toplumsal olarak da haramları, mekruhları, münkerâtı hayatımızdan çıkarabilmeli… İçkiyi, fuhşu, faizi engelleyebilmeli… İnsanın feda etmesi gereken şey kendisidir. Asıl mücâhede enfüsî seyridir. Ve bu seyrin nihayeti yoktur. İnsan anlayışı, kabiliyeti nisbetinde bu seyrde ilerler. Nakşibendîleri diğer tarikatlerden farklı kılan bu anlayışları olmuştur. Onlar, sair yolların vuslat saydıkları yerden seyrlerine başlamışlardır. “Nakşibendîlerin sülûk anlayışlarında, Allah’ı tanıyışlarındandır. Anlayış olmadan tevbe, iman, kurbiyet, yakınlık, hizmet olmaz.” buyuruyor Hâce Hazretleri (kuddise sırruhu’l-âli). Gavs hazretleri de (kuddise sırruhu); “Bizim yolumuz tesbihlerin imameye en yakın olan ilk tanesinden son tanesine geçiş kastedilerek buradan buraya geçiştir.” buyuruyor. Ebû Zer Gıfârî hazretlerinin (radıyallahu anh) zühdü örnek gösterilerek Müslümanların toplumun dışına çıkmaları istenmesine karşın Hâce Hazretleri (kuddise sırruhu’l-âli) ve Hz. Ali’yi (kerremallahu vechehu) örnek gösteriyor bize bu eserde… Zühd ve takvânın onlar gibi hayatın içinde, halkın arasında yaşanması gerektiğini ifade ediyor. Hâce Hazretleri (kuddise sırruhu’l-âli); “Tasavvuf zühd-i Nebevîdir. Efendimiz’in yaşadığı zühd hayatıdır. Tasavvufun tamamı baştan sona bir zühd hayatından ibarettir. Bu zühdün de kaynağı Sultanu’l-Enbiyâ (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm). Dolayısıyla da biz tasavvufa zühd-i Nebevî diyoruz. Resûl’ün (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm) yaşadığı ve yaşanılmasını tavsiye buyurduğu bir hayat.” buyurarak tasavvufun sünnetten beslendiğini ve dinin özü olduğunu anlatıyor
Sayfa 11
Sohbetler, Peygamber mektebinin kutlu dersleri… Yıllar asırlar geçse de hikmetini kaybetmeyen pınar… Âb-ı hayat fışkırır sohbet pınarlarından. Bu öyle bir pınardır ki, içenleri nura gark eder. Akıllar, kalpler bu nurla aydınlanır. Sohbetin nurlandırdığı bu insanlar gökteki yıldız olurlar. Kendilerinden sonra gelecek bütün kuşaklara/nesillere ışık olur, yol olur, ufuk olurlar… “Ashab” sohbetleşen anlamında… Tüm çağların en kutlu insanları bu isimle anıldılar… Onlar Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sohbet arkadaşlarıydı. Sohbetle yetiştiler, kemal buldular… Ve kendilerinden sonra gelenleri de sohbetle yetiştirdiler… Sohbet, İslam’ın sönmeyen ilim, iman, ihlas, ihsan ocağı… Bu ocakta pişenler Peygamber Efendimiz’in yolundan gittiler… O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) vâris oldular… Önceleri ilim sadrdan sadıra (gönülden gönüle) nakledildi, sonra sadrdan satıra, en sonunda satırdan satıra aktarılmaya başlandı… bir Müslüman için en büyük saâdet güzel bir kul olabilmektir. Saâdetli olmak, elinden ve dilinden emin olunan, istikamet üzere olan, Allah’ı (celle celâluhu) razı eden bir Müslüman, şuurlu bir mümin olabilmektir.
Sayfa 10