Bedende bilinçli olarak açılan yara, zamanın yeniden başlamasıdır. Zamanın tam bir çıkmazda donduğu noktada yara, geleceğin dünyasına bir köprü atar, zamanı yeniden harekete geçirir. Sağlanan rahatlama hiç kuşkusuz kısa sürelidir ama bireyin kendisini aslanın ağzından kurtarması ve biraz soluklanması gibi bir yarar getirir. Bedende tahribat yapma, bireyin tekrar kendisine sahip olabilmesini sağlayan bir destek noktasıdır; bireyin kendi yaşamının aktörü olarak kalmasına izin veren ıstıraptan kaçıştır. Beden yarası, narsistik çatlağı bir an için kapatır. Bedendeki yara fiziki bir zorlama, bir işkence ya da saldırı sonucu oluşsaydı nefret duygusu doğuracakken; bu yara bireyin kendisi tarafından bilinçli olarak açıldığında, tersine sıkıntılara ve dertlere karşı bir mücadele biçimidir.
Sayfa 141
Bireyin, bedensel yara aracılığıyla gerilimi kendi dışına atması mutlak anlamda bir düşünce kusuru değildir; ıstıraba direnmenin ilk düzeyidir. Kişiliksizleşme, gerçekdışılık ya da boşluk duygusuna karşı doğrudan bir başkaldırıdır. Hiç kuşkusuz birey o anda izleyeceği yol ve yöntem konusunda tercih yapacak durumda değildir; burada tek istisna, bedenindeki kesik ya da yarayla zaman içinde uzun süre barışık kalmış olması ve yaşamında karşılaştığı zorlukları yenmek için düzenli bir biçimde bu kesikten ya da yaradan yararlanmasıdır. Birey, dayanılmaz olanın altında ezilmektense, sadece bakanın ve görenin gözünde trajik olan etkileyici bir gösteri yapar. Bedeni kesmek, bireyin kendi kendisini iyileştirme girişimidir. Istırap, onu dindirmeye çalışan eylemin içinde olmaktan çok üstündedir. Acı ve yaranın işlevi kimlikseldir; beden içinde de yer etmiş sembolik desteklerdir bunlar. Bir tür bilinçdışı kurban olma durumuyla bir paradoks sunarlar: Bireyin kendisini korkunç bir yok olma tehdidine karşı koruması için, acı ve yara dayanılmaz bir ıstıraba paravan oluştururlar.
Sayfa 140
Psikoloji
Bedeni tahrip etmek türün bedenine bir saldırıdır; insani biçimleri bozar ve böylece sıkıntı ve isyan doğurur. Kendi bedenini yaralayan ya da yakan biri, çağdaş toplumlarımızda pek revaçta olan düzgün, hijyenik, estetik, kusursuz bedene karşı küçümsemelerini ve kayıtsızlıklarını açığa vurur. Bedeni toplumsal olarak kuşatan yaygın kutsallık, bozulmuş, tecavüze uğramış olur. Yaygın deyişle bedenine "zarar veren" biri bir tür ayrılıkçıdır. Bedenin (dolayısıyla benliğin) imajına saldırmak, kendine bilinçli olarak acı vermek; toplumun gözünde çok vahim iki itaatsizlik, birey için de yaşam koşullarına karşı çıkmanın iki biçimidir. Birey bedeninin sınırlarını yok ederken kendi sınırlarını da altüst eder ve aynı zamanda toplumun sınırlarına da saldırır; çünkü beden, toplumsal olanı düşünmenin bir simgesidir (Douglas, 1971).
Sayfa 140
"Ölüme olabildiğince yakın durmamız gerekir. Zayıf düşmeden, tükenmeden - hatta gerekirse ölerek" (Bataille, 1944,128).
Sayfa 140
Felsefe
Bireyin kendisinden bir parça feda etmesinin bu korkunç biçiminin paradoksu, kökeninin ve amacının bireyde olmasıdır; varoluşun yeniden başlaması görünümü altında arayışın son muhatabıdır birey. Ama bu girişimin kendisi bilinçsizdir. *Sacrifice* (kurban, kurban etme, feda etme) etimolojik olarak kutsallaştıran, kutsal yapan'dan (*sacra facere*) gelir; dolayısıyla kutsama, takdis etme, Tanrıya vakfetme gibi anlamlar içerir ama kendisine rağmen gerçekleştirdiği olaylar içinde yanarak bir dünyadan öbürüne geçen bireyin kendisidir. Kendi bedenini tahrip eden birey, kime hitap ettiğini gerçekten bilmeden, eyleminin son amacını da bilmeden, bütün adına parçayı feda eder.
Sayfa 135
Temel bir yasak olarak ölüm korkutur ve büyüler, tehlikelidir çünkü içinde ne gizlediği bilinmez ama çekicidir, belki de çok beklenen cevapları barındırır içinde.
Sayfa 137
Felsefe