çünkü çağ geçip insan olgunluğa erdikçe, eski ülkelerin yerine yenilerini koyamayınca yıkıntılar arasından yepyeni bir şeyler bulup çıkarmak zorunluluğu doğar. o zaman ‘düşçü’ sanki ateş yakmak isterken sönmüş külleri, közleri karıştırarak yanan bir köz aradığımız gibi, vaktiyle yüreğini coşkulara salıp gözlerini yağmur gibi yaşartan eski imgelerini canlandırmaya çabalar.
…işte bu göze hoş görünen, insanı kahreden güzelliğin, bu denli tez zamanda hem de çarçabuk solmasına yürekten yanıp yıkılırsınız. öyle ya siz henüz onu sevip okşayacak zamanı ve olanağı bulamamış, acınası birisinizdir.