«Aslında tanrı belki de… hakkında hiçbir fikrimizin olamayacağı şeyin fikri olabilir! Biz insanlar saf ruhun, sonsuz gücün, sonsuz zekânın, sonsuz iyiliğin ne olduğunu gerçek anlamda bilmeyiz. Bunları düşünmeye çalıştığımızda, bu enginliğin hemen elimizden kayıp gittiğini görürüz. Sınırsız, yüzsüz, kusursuz tanrı figürü, hayal gücümüzün ve kavrayışımızın ötesine geçer. İşte bu yüzden tanrı fikri paradoksaldır, bir sınır-fikirdir.»
Sayfa 243
Edebiyat
Coşkun Aral, sen neler yaşayıp atlatmışsın böyle
10/10
·264 syf.··
2026 5. kitabı
Savaş muhabirliği.. Ölümle yaşam arasında, tüm risklerin, tehlikelerin göze alındığı bir meslek, müthiş bir azim hikayesi. Bu, mecburi olarak, sırf ekmek parası için yapılabilecek bir meslek değil
İmkansız CoğrafyalarCoşkun Aral · Kronik Kitap · 2025136 okunma
Anonim melankolik bir yazı
Hiç Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda
"Oğlum olduğunda ve anlayacak çağa geldiğinde tüm bunları ona anlatacağım. Ama bileceğim ki anlamayacak ya da anlamak istemeyecek ve benim yaptığım şeyleri o da yapacak. Hatta belki de miyav miyav kedileriyle birlikte yaşayan zavallı bir kocakarıyı öldürecek ve ben onu engelleyemeyeceğim. O da kendi oğlunu engelleyemeyecek ve dünya sonuna kadar hep böyle dönecek, dönecek, dönecek. Sanki kocaman devasa biri, mesela Koca Tanrı, dev elinde kokmuş, pis bir portakalı döndürüyor, döndürüyor, döndürüyor. "
Sayfa 170·Kitabı okudu
Puan vermedi·626 syf.··
2026 129. kitabı
Kitabı okudum bitti. Filmini de izleyecem tabii ki... Küçücük bir kız çocuğunun, sevgisizliğin içinden geçerek kendi sesini bulma hikâyesi bu. Jane’i sevmemin sebebi kusurlarıyla, sivri diliyle, bazen fazla gururlu oluşuyla çok gerçek olması. Hayata karşı dimdik durmaya çalışırken aslında içten içe ne kadar kırılgan olduğunu görmek, insanı kendine biraz fazla yaklaştırıyor. Yatılı okul günleri… Soğuk, açlık ve “erdem” adı altında sunulan yoksunluklar… Bunları okurken insanın aklına ister istemez şu geliyor: Bazı acılar gerçekten terbiye mi eder, yoksa sadece iz mi bırakır? Charlotte Brontë’nin kendi hayatından izler taşıyan bu bölümler, hikâyeyi kurmaca olmaktan çıkarıp neredeyse itirafa dönüştürüyor. Ve sonra Rochester… Aşkın tuhaf ve biraz da inatçı hali. Jane’in “sevilmek” ile “kendini kaybetmemek” arasında sıkıştığı ince çizgi… Açıkçası burada ben biraz Jane’le tartıştım. Çünkü insan bazen güçlü kalmak isterken en çok kalbinden yeniliyor. Romanın en sevdiğim yanı ise şu: Jane kimsenin gölgesine sığınmıyor. Ne bir erkeğin, ne toplumun, ne de dönemin ona biçtiği rolün. 19. yüzyılda böyle bir karakter yazmak… düpedüz edebi bir meydan okuma. Ama itiraf edeyim, sonu bende küçük bir burukluk bıraktı. Belki de mesele tam olarak bu: Hayat, güçlü karakterlere bile bazen kendi kurallarını unutturabiliyor. Bir yanım Jane’e hayran kaldı, bir yanım da “oraya kadar geldin, neden böyle yaptın?” diye sormadan edemedi. Sanırım iyi kitaplar tam da bunu yapıyor: Seni hem ikna ediyor hem de içten içe huzursuz bırakıyor.
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042bin okunma