deepblue

deepblue
@deep_blue25
İyi bir insan olarak kalmak istiyorum. Lütfen zorluk çıkarmayın... Loneliness is a common problem of modern People we fall we stand up we move on...
yönetici
12 Ağustos
41 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Eski bir BAKAN’dan konferansta konuşma yapması istenmişti. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı… Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı. Derin bir nefes aldı ve ; “Biliyor musunuz ne düşünüyorum?” diye sordu… “Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum… Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı… Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı… Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi… Özel bir kapıdan içeri almışlardı… Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi… Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim” Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti “Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.” bir an durdu ve sonra; “Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum. Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım. Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum” Seyirci gülmeye başlamıştı. “Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.” Konuşmanın bu noktasında gülüp
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aziz Nesin demiş ki vakt-i zamanında...
Aşığım sana cümlesinin sonundaki 'a' harfi terk etti seni. O da üzülmüyor gittiğine, sen hâlâ aşığım san beni.
1000Kitap
İnsan devamını okur:)
Uzun yazılan iletileri okunmadığı sadece popüler olma gayreti ile beğenilerin yapıldığı bir platform olmamalı. İnsanın zoruna gidiyor iletinin beğenilip devamını okuyanın 1 kişi oşması... Belki küfremiştim onu mu beğendin :)
Günün bencesi.... .
Fransız İhtilali (1789), "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" sloganıyla birlikte modern milliyetçiliği doğuran bir dönüm noktasıydı. Ulus-devlet fikrini, vatandaşlık temelli bir kimliği ve monarşilere karşı halk egemenliğini yayarak, çok uluslu imparatorlukları (Osmanlı dahil) sarsmıştı. Bu akım, başlangıçta emancipatory (kurtuluşçu) bir güçtü: Ezilen halkların bağımsızlık mücadelesini ateşledi, ulusal bilinç yarattı. Türkiye'ye gelince, bu milliyetçilik dalgası önce Osmanlı'yı parçaladı (Balkan isyanları, Arap ayaklanmaları). Sonra, imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet'te kurucu ideoloji oldu: Kemalist milliyetçilik, seküler, vatandaşlık temelli, modernleştirici bir versiyondu. Amaç, çok etnisiteli Osmanlı'dan homojen bir Türk ulusu yaratmaktı – ki bu, olumlu yanlarıyla (bağımsızlık, modernleşme) birlikte acı maliyetler getirdi (mübadeleler, asimilasyon politikaları). Günümüz Türkiye'sinde ise işler karışık. Milliyetçilik, neredeyse tüm siyasi kampların (sol, sağ, İslamcı, ulusalcı) ortak paydası haline geldi. Bir yandan "beka" söylemiyle dış tehditlere karşı birleştirici bir kalkan, diğer yandan iç kutuplaşmaları derinleştiren bir araç. Farklı versiyonları var: Kemalist/ulusalcı: Laik, Batıcı, devletçi. Türk-İslam sentezi: Muhafazakâr, dini unsurlarla harmanlanmış. Etnik/Turancı: Daha dışlayıcı olanlar. Hatta iktidarın pragmatik versiyonu: Konjonktüre göre esneyen, bazen kapsayıcı bazen sertleşen. Bu çeşitlilik, milliyetçiliğin "ideolojiler çöplüğü"ne dönüşmesini sağlıyor: Herkes kendi ihtiyacına göre bir parçasını alıp kullanıyor. Sonuç? Orijinal kurtuluşçu ruhu kayboluyor; yerine popülist retorik, kutuplaşma ve "öteki" yaratma geliyor. Milliyetçilik, artık çoğu zaman sorunları çözmek yerine onları örten bir perde. Ama tamamen "çöplük" mü? Hayır. Hâlâ ulusal
Duygu ve Düşünce
Günümüz dünyasında kadın-erkek ilişkileri çoğu zaman tüketim nesnesi gibi hızlıca başlayıp çabucak biten, karşılıklı saygı ve derinlikten yoksun bağlara dönüşmüşken; asıl aşk, koşulsuz fedakârlıkla, ruhları birbirine zincirleyen, "eksiklerine rağmen deli gibi sevmek"tir