Anladılar ki İslam'da Yaradan'ın rızası aranıp emirleri gözetildikçe bedenin faaliyetleri ibadettir.
Rızık peşinde koşmada, ilim tahsilinde, dünyayı imarında ve cesedinin, aklının, ruhunun faaliyetlerinde... Müslümanın hissinde bunların hepsi ibadetti.
Mecazi değil, hakikat manasında bir ibadet. Namazı eda ettiği, ihlasla yaptığı bir ibadet.
Ve böylece o ümmet, her yönde bir şeyler yaptı ve mucizeler gerçekleştirdi.
Temiz insanlar kendilerini bolluk içindeki toplumda yayılan kirlerden uzaklaştırdılar. Fakat diğer taraftan da iyiliği emredip kötülüklerden sakınmayı terk ettiler.
...
İnsanlar kendi kabuklarına çekiliyor, "din" ise kişisel tavırlara dönüşüyordu; toplumsal yönü pasifize oluyor, sadece ibadet yönü yoğunlaşıyordu.
"La ilahe illallah" bütün içerik ve gereklerinden soyutlandı. Artık havada söylenen ve Resulullah'ın (s.a.) sözünü ettiği köksüz olduğu için kendisini kontrol edemeyen, selin sürüklediği "çer çöp"ün bağlandığı bir kelime oldu.
Müslüman bir toplumda Yaradan'ın hoşgörebileceği başkaldırılar olur. Ama en azından iki amel her durumda kalır, hiçbir insan o toplumda Müslüman muamelesi görebilmesi için onlardan el çekemez:
Namaz ve Yaradan'ın emirlerinin uygulanışı.
İnsanlar bu iki ameli açık seçik sadece son yüzyılda terk ettiler.