• Maymunlarda aşka başlama, dişinin organında ortaya çıkan bir değişiklikle başlıyor; fizyolojik etkenlerin belirlediği bu değişiklik, erkeğin cinsel tepkisini kendiliğinden, harekete geçiriyor. Bunun üzerine erkek hayvan dişide üstünlük kuracak yollara baş vurarak ona kur yapmaya başlar. Bu aşk girişimine, dişinin etki alanı içinde bulunan tüm bireyler katılır, çünkü dişinin durumu onlar üzerinde karşı konulmaz bir etki yaratmıştır. Cinsel kızgınlık erkeğe kendini değerlendirme, dişiye de kendi seçimini yapma fırsatı verir.
    Bronislaw Malinowski
    Sayfa 130 - Kabalcı Yayınları (epub)
  • Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

    Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sını ikinci okuyuşum. İlk okumam sonrası yazdığımdan daha detaylı ve toplu bir incelemeyi hakkettiğini düşündüğümden dolayı incelememi yineliyorum. Bundan sonra kitabı tekrar okur muyum? Bence mutlaka belirli bir süre sonra, tekrar okuma ihtiyacı duyuyacağım ve kitabı elime alacağım.

    İncelemeye geri dönecek olursam, ilk olarak kitabın nasıl yazdığı ve ilk kez nasıl yayınlandığı hakkında ufak bir bilgilendirme yapmak istiyorum.

    Öncelikle Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’sını askerlik yaptığı sırada ve bir kolu çatlak iken yazmış. Yazarken kolunun acısını dindirmek için kolunu sık sık sıcak suyu soktuğu söyleniyor. Yani, kitap oldukça zor şart altında yazılmış, belki de bu kadar güzel olmasına sebeptir.

    Kitap yayını ise 1940 yılında Hakikat gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlanmış. Üç yılı sonra, yani 1943 yılında Remzi Kitabevi tarafından ilk baskısı gerçekleşmiş.

    Kitabın kısa özeti, konusu, dili ve anlatımı konusunda o kadar çok değerlendirme var ki tekrar tekrar belirtmeye gerek olup olmadığına emin olamıyorum. Ama çok fazla uzun tutmadan, kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağım.

    İlk olarak kitaptan bir alıntı ile Kürk Mantolu Madonna hakkındaki genel düşüncemi sunmak istiyorum.

    ”Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu farkedince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. ” ( sayfa 86 )

    Artık genel incelmeye başlayabilirim. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı muazzam bir derinliğe, etkileyiciliğe ve kurguya sahip bir hikaye. Hikaye iki ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Rasim’in şans eseri bulduğu işte tanıştığı Raif Efendi’nin içindeki gizemi bulmaya çalışması anlatılıyor. Diğer bölümde ise bambaşka bir karakter ile karşımıza çıkan Raif Efendi ve Maria Puder’in naif aşkı anlatılyor. Kitabın asıl ilgi çekici kısmı ise tabiki babasının iş öğrensin diye Almanya gönderdiği ve gördüğü tablodaki kıza aşık olan Raif Efendi ile deli dolu bir karaktere sahip Maria Puder’in hikayesi.

    Sabahattin Ali’nin kitaplarında, bu kitapta da olduğu gibi ruhsal acı duygusu hakim. Kitapların yazıldığı dönem ve yazarın çektikleri buna sebep olmuş olabilir. Ancak, Sabahattin Ali’yi bu kadar başarılı kılan da bence budur. Bazen çektiğimiz acılar bizi öyle bir kişiliğe büründürür, öyle geliştirir ki kendimizi tanıyamayacak hale geliriz. Sabattin Ali’de böyle mi olmuştur, açıkçası bende bu hep soru işareti olarak kalacak.

    Kitabının dili ise biraz ağır, eski Türkçe kelimelerin olması kitabın dilini biraz ağır kılıyor. Ama öyle bir etkileyici ve derin anlatıma sahip ki kitap okurken sayfalar akıp gidiyor. Sonuna geldiğinizde ise üzülüyorsunuz. Kitabı ikinci kez okumama rağmen aynı acıyı tekrar tattım.

    Neyse çok fazla uzatmadan hala bu şaheseri okumadıysanız, mutlaka en kısa sürede alıp okumanızı öneririm. Şimdiden iyi okumalar.

    Nihat
  • Ah Momo! Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardandı. O kadar akıcı ki bir
    gecede bitti -her ne kadar bitmesini istemesem de-. Kitap Momo isimli küçük bir kızın zaman hırsızlarına karşı mücadelesini anlatıyor. Kitapta hiç adı geçmese de kapitalizm ve materyalizmin sağlam bir eleştirisi yapılıyor aslında. Açgözlü, hırslı olmanın ve sevgiye yer vermememizin bizi nasıl bir felakete sürükleyecebileceğini gözler önüne seren kitap zamanı değerlendirme ve önceliklerimiz konusunda da bize kendimizi sorgulama fırsatı sunuyor. Kitabı da Momo ile çıktığım yolculuğu da çok sevdim, imkanım olsa bi Momo’ya uğrardım doğrusu :)
  • Bu eser için çocuk kitabı, 60 sayfalık kitap, ilk okuduğum kitaplardan şeklinde değerlendirmeler yapılmış. Kitabı okumayı henüz bitirmemişken dayanamayıp ön değerlendirmemi içeren bir inceleme yazmak istedim. Verne eserleri çocuk kitabı olmadığı halde edebi dili, anlatım şekli ve ele aldığı konular nedeniyle her daim özet metinler haline getirilerek çocuklara hitap eden başarılı kitaplar oluşturulmuştur. Oysaki bu eser 700 sayfalik, sağlam edebi bir dile sahip. Ayrıca ALFA yayınlarının özenli çevirisi ve neredeyse hiçe yaklaşan yazım hataları nında diğer yayınevlerine örnek olması gerekir. Kitap, yazarın Buzlar Sfenksi eserindeki gibi bir yol macerası hikayesi. Bu yönüyle Yüzüklerin Efendisi üçlemesine de benziyor, ancak fantastik öğeler yerini gerçekçi bir hikayeye birakiyor. Bu klasik eseri bir gün mutlaka okuyun derim. Alfa yayınlarını seçerseniz okuma keyfiniz dahada artacaktır. İyi okumalar.
  • En çok mümkün olmayan şeyin, kendileri için en asaslı şey olduğuna insanları inandırmayı nasıl başardırlar? Çünkü insanlara korku saldılar. Korktuğunda, insanın muhakemesi artık işlemez; insan düşünemez, değerlendirme yapamaz. Öte yandan insanlara, akıl ve muhakemelerine güvenmemeleri de öğütlendi; zihin böyle karıştırılınca artık her şeye inanılır ve hiçbir şey araştırılmaz.
  • Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını George Orwell'in 1984-Bindokuzyüzseksendört'ünden çok sonra okuduğum ve daha çok, yakın-uzak dünyamızdaki örneklerini yaşamda kendi gözlerimle izlediğim ve tecrübe edindiğim için olsa gerek, çok etkileyici gelmedi bana. Oysa, Zamyatin'in Biz'i ve Koestler'in Gün Ortasında Karanlık'ı gibi yüzyılımızdaki ünlü kara-ütopya (dystopia) veya karşı-ütopya (anti utopia) romanlarından biri. Bu tür eserleri okumayı sevenler için güzel bir örnek olsa da, distopya türünü ilk defa deneyecekler için yer yer sıkıcı gelebilir.

    Ancak hemen belirtmeliyim ki; sıkıcılık, bu tür eserlerin doğasında var sanırım. Pek naifçe olsa da; Belki de yazarları tarafından, eleştirdikleri konuların ne kadar kötü olduğunu göstermek için bile göz yumulmuş hatta bilerek tercih etmiş bile olabilir, denebilir..

    Diğer yandan, her ne kadar tarihten ibretle bildiğimiz bir Galileo, bir Bruno ve sayıları çokça olan diğer Engizisyon mağdurları kadar olmasa bile neredeyse tüm ütopya ve distopya yazarları, çağlarındaki hem toplumlar hem de iktidarlar tarafından sevilmemişlerdir. Çünkü eleştirileri yaygın ve güçlü olanadır. Dolayısı ile, kendileri karşılarında olmasa bile, karşılarında günün toplumunu, günün yasalarını, günün bürokratları ve günün siyasilerini bulmuşlardır. Bu dünyanın ve gelişimin kaderi olsa gerek.

    Daha detaylı bir incelemeye merak duyan okurlar, daha sonraki baskılarda kitabın sonuna Sonsöz olarak eklenen David Bradshaw’ın yazısını (1993) okuyabilirler, güzel olmuş. Ancak hemen belirteyim ki, bu değerlendirme yazısını okurken birkaç kez, “Benim okuduğum roman bu mu? Kaçırdığım yerler oldu galiba. Ya da benim okuduğum baskı ile bu değerlendirmesi yapılan roman baskısı farkı galiba” diye dediğim oldu. İşte o detaylı değerlendirme yazısı:
    #32740543