• Oysa doğru değerlendirme belli hazır ölçülere göre değer biçme ya da değer atfetme olmadığı gibi, bir şeyin değeri ona biçilen veya atfedilen değerle ilgili değildir.
  • Tüm niyet ve amaçlarıyla çalışma etiği için başlatılan cihad bir denetim ve itaat mücadelesiydi. Her şey adına sürdürülen bir güç mücadelesiydi; çalışan insanları, soylu bir çalışma hayatı adına, -ne soylu ne de ahlaki terbiye ölçütlerine cevap veren- bir hayatı kabul etmeye zorlamak için bir savaştı. Bu cihad, insanların yaptığı şeyleri, yapılmaya değer, dolayısıyla yapılması anlamlı olarak gördükleri şeylerden ayırmayı, çalışmanın kendisini herhangi bir somut ve anlaşılır erekten ayırmayı amaçlıyordu. Çalışma etiği yaşamın mantığında yeterince yer eder ve uygulanırsa düşünme, değerlendirme,seçme ve amaç saptama gibi tüm diğer insani etkinliklerin yerine "adet yerini bulsun diye yapılan işler” geçer.
  • İçimizdeki çocuk kitabıyla tanıdığım ve hayranı olduğum hemşehrim sayın cüceloğlu.Bitirdiğim her kitabının ardından üzerime kattığımı düşünerek daha çok minnettar oluyorum kendisine.Gerçek özgürlük kitabınıda oldukça beğendim.Kültür robotu,tanımlama ve değerlendirme sistemleri ve bunları etkileyen hususlar,bir şahsiyet olabilmek gibi daha birçok kavram var kitapta.Böyle kitapların herkese katacağı bişeyler olabileceğini söylüyor nacizane fikrim.iyi okumalar
  • Rivayet olunur ki, çok eskilerde heybetli akışı ile meşhur bir ırmak varmış. Irmağı çepeçevre kuşatan dev kayalar üzerinde küçük canlı türleri yaşarmış. Dalgaların her çarpışında kayalara tutunan canlılar buradan uzaklaşmak isteseler de buna bir türlü cesaret edemez, suyun kendilerini tehlikeli dehlizlere sürükleyeceğini düşünüp, bulundukları noktadan ayrılamazlarmış. Bir kış mevsiminde kar öyle bastırmış, ırmak o kadar dolup taşımış ki, canlılar kayalarda güçlükle tutunmaya başlamışlar. Kayalara güçlükle tutunan küçük bir su kaplumbağası kararını değiştirmiş ve ne olursa olsun buradan ayrılıp yola devam edeceğim demiş. Karlı bir günde su kaplumbağası bulunduğu ortamdan ayrılmış ve kendini suyun akışına doğru bırakıvermiş. Giderken sert cisimlere çarpmış ve zaman zaman canı çok yanmış. Fakat kararından vazgeçmemiş, en fazla sağa sola çarparım, mücadele eder engelleri aşmaya çalışırım yoksa bu sert kayalarda ömür boyu tutunup kalacağım demiş ve geri dönmemiş. Su kaplumbağası uzunca bir mücadelenin ardından rahatça hareket edebileceği bir vadiye ulaşmış ve burada kendine yeni bir hayat kurmuş.

    Çevrenizde şu işleri yapmak istiyorum ama bilmiyorum başarabilir miyim? Şu alanda yetenekli olduğumu zannediyorum fakat başaramam düşüncesi ile kendimi geri çekiyorum, zihnimden şunlar geçiyor ama eyleme dönüştüremiyorum diyen kimseler mutlaka vardır. Bu kimseler uçmaya muktedir oldukları halde kanatlarının kırıldığına inanıp ömür boyu uçmayı reddeden kimselerdir.

    Hayatta karşılaştığımız güçlüklerin üstesinden gelme ve fırsatları değerlendirme konusunda eyleme geçerken, elbette artı ve eksileri dikkate almak zorundayız. Ancak uçmaya kurgulanmış kanatlarımız mevcutken bunu asla başaramam demek, kuyudan çıkma imkânımız varken burada kalmayı tercih etmektir. Çevremde karşılaştığım bazı hanım kardeşlerimin ayaklarının üzerinde durabilecek yeteneklere sahipken, kendilerini atıl bir eşya gibi algılayıp mahrumiyete düştüklerine şahit oldum. “Eşim bırakıp gitti, sağlıklıyım fakat tek başıma ayaklarımın üzerinde durabileceğime inanmıyorum” diyen bir hanım kardeşimizle konuştuğumda geçimini sürdürebilecek dört mesleğinin olduğunu öğrenmiştim. Fakat kardeşimiz o kadar baskılara maruz kalmıştı ki kendine olan inancını tamamen kaybetmişti… Peki, hiç harekete geçtin mi dediğimde, “Yok korkuyorum, buna cesaretim yok, zaten arayışa geçsem de muvaffak olabileceğime inanmıyorum” demiş ve yeteneklerini baştan inkâr etmeye başlamıştı.

    Rabbimizin bizlere bahşettiği yetenekleri geliştirip, insanlığın hizmetine sunmak zorundayız. Bunun için büyük imkânlara ihtiyacımız yok. Sabır, inanç, azim ve gayretlerimizle sahip olduğumuz donanımları ibadete çevirebiliriz. Buna yürekten inanıyorum
  • Esasen tarih birisini bir yere getirip koymuş ise, onun üzerinde artık uydurma bilgi ile değerlendirme yapılamaz.
  • .
    Değerlendirme: 4,5/5
    .
    Büyük bir keyifle aybaşında aldığım ve bekletmeden okuma sırasına soktuğum ve iyi ki de okumuşum dedirten bir bilimkurgu betiği. 18 öyküden ve çoğunluğu günümüzde de yazar olan kişilerce yazılmış birbirinden güzel ve akıcı bilimkurgu konulu bir derleme. Önsözünde Türk bilimkurgusu için kilometre taşı niteliğinde olduğu yazıyor. İleride bu alandaki gelişmelere bakıldığında katkısı mutlaka olacaktır.

    İçersinde sevmediğim olmadı. Çünkü hepsi bir başka kişinin düş dünyasını yansıtıyor. Ama şunu söyleyebilirim ki genel olarak insanlık hep bir "kıyamet geldi kopuyoruz." modunda. Yeni türlere evrimleşme, başka canlılar ile ilk temas, ileri teknolojik gelişmeler, dünya barışının olması, robotlar, gezegen yiyen bilinmeyen canlı türleri ve dahası. Bir iki tanesi iyimser bilimkurgu idi. Ben çok keyif aldım, zaten 2 günde bitirdim 300 beti. Hatta okurken bana da esin geldi ve şu an için 5000 sözcükten oluşan ilk bilimkurgumu yazmış bulunuyorum. O derece sevdim. Öneririm de. Ülkemizde de ne yetenekler var görmüş olursunuz. İyi okumalar.
  • Kitaplar üzerine:

    Kitap,',sadece boş zaman değerlendirme aracı değildir. Çok daha önemli bir işlevi vardır: Düşündürür!
    Yaşamın içinden örnekle, bir yazar alıntısı ile ifade edecek olursam : “Eğer altıncı yaşlarının sonuna doğru, tüm ülkelerdeki, tüm çocukların kütüphanelerde yaşayarak hemen hemen ozmos (geçişme) yoluyla öğrenmelerini sağlarsak, işte o zaman, uyuşturucu, sokak çeteleri, tecavüz ve cinayet rakamlarınız sıfıra yaklaşacaktır. ”Ray Bradbury, Fahrenheit 451 kitabından aldığım örnekle sanırım salt düşündürmediğini somut eylemler hedeflediğini ve yapabildiğini gözlemleyeceksiniz.

    Romanlar, öyküler, masallar, gezi ve şiir kitapları, anılar, Bu kitaplar kolay okunur. Dinlendirir, düşündürür, duygulandırır. Okura ilk etapta tavsiye edebileceğim, önereceğim sıralamadır. Profesyonel okuyucu değilse ve kafasında henüz ne okuyacağı yoksa sıralamam genelde bu şekilde oluyor.
    Eğer okumayı sevdireceksek bu çocukluk çağında başlamalı.
    Okuma alışkanlığı, ailede başlarsa asla okumayı bırakmayacağı ve sürekli okur pozisyonun da olacağı kaçınılmazdır.
    Kitaplar öyle bir bellek ki, yazıldıktan sonra asla değiştirilemiyor ve seneler geçse de öylece okurunu bekliyor.
    Okumanın bir de izan farkı vardır. Bir özdeyişle açıklamaya çalışırsam misal
    arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır. Kimisi Kafka’nın “Değişim” kitabından sadece böcek olmayı ve iğrençliği, öğrenir öyle algılar Kimisi küçük burjuva yaşam tarzı hastalıklıdır ve dönüşüm böcekleşinceye kadar sürer diyerek toplumsal bir isyanı algılar. Salt okumak değil bilinçli okumak tercihimiz olmalıdır.
    Bir de hiç kitap okumadığı ile övünen cumhur başı örneğin var. Topluma sirayet eden cehalet onda bütünleşerek bu cümlesi ile ete kemiğe bürünmüştür. Çok önemlilerini danışmanları okuyup, RTE’ye aktarıyorlarmış, herkesin danışmanı olmadığına göre, çok önemli veya önemsiz diye nasıl ayrıştıracaklar? Çok veciz içerikli yazı oldu ama dayanamadım yukarıda bahsedilenlere göre çok müthiş bir önerme var aklıma geldi yazmadan geçemeyeceğim:
    ''Ey insan, oku beni. Oku ki içimdeki karanlıklar aydınlansın. Ben okundukça kitap, sen okudukça insansin.''
    Gelecek hafta ülkemizdeki ismi “Çocuk Kitapları Haftası” dünya da ise “Kitap Haftası” olarak geçiyor. Amerikan İzcileri Kitaplık Yöneticileri ilk kez 1917 yılında bir kitap haftası düzenlemeyi önerdiler. Aydınlar, yazarlar, yayıncılar önerinin benimsenmesi için çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu Kasım ayının ikinci haftası dünyanın birçok uygar ülkesinde Kitap Haftası olarak kabul edildi. Bu hafta, daha sonra bizde de Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanmaya başlandı. Bu hafta içinde ve sonrasında hediye kitaplar verelim, bu kitaplar üzerine konuşalım. Sevdiğimizle aynı kitabı okuyup üzerine konuşalım, algı farkımızın farkına varalım.farkımız bilincimiz olsun.
    Dostlukla, sevgiyle, kitapla kalın.

    Gürbüz Deniz