• 512 syf.
    ·4 günde·Beğendi·3/10
    Güney dogu aşiret vs kitaplarını pek okumam ama can dostum un dogum günü hediyrsiydi hemen başladım.

    Adında mütevellit kitap Berdel'i yaşamak zorunda kalan iki genci anlatıyordu.Konuya girmeden belirtmeliyim ki anlatım güzelokdukca akıcı anlatım bozuklugu yok yeryer komik cümleler var. Urfa üzerine yazulan şiirler türküler kitaptaki karakter isimleri kürtce diyaloglar renk katmış. Gelelim eleştiri kısmına

    Kitabı okurken cokca sinir harbi yaşadım..Kitapta kocasıyla Berdel'le evlenmiş kocasını çok sevrn bir kadın var ve karısına öfkeli sinirli kaba saba bir adam.. Adam süreklikadını aşagılıyor geri zekalı kadın küçük beyinli aptal kes sesini otur kalk vss.
    sözcüklerini kullanıyor.

    Erkek sürekli aşagılıyor ama kadın sevgisinden enerjisinden ve brnce arsızlığından vazgeçmiyor ve bu davranışlarından kadını yüceltiyor yazar ..

    Adamın her şeyi yapacak özgürlüğü cesareti var ama kadın mahkum gibi kötü olan bu değil sinirlendiğim yazar bunları öyle bir anlatıyor ki adam kitaptaki kötü karakter sayılmıyor yazar adamı allayıp pulluyor. Allah aşkına duyan bilen gören söylesin günaydoguda aşklar böyle mi yaşanıyor normali bu mu

    Kadın kitapta aşagılandıkca onure ediliyor sanki cok dogruymuş gibi . evet nihayetinde hayali karakterler ama bunu okuyan bundan etkilenen gençlerin olduğunu düşünüyorum..

    Kitaba kendimi fazlaca kaptırdım her ne kadar sinirlensem de dizi film izler gibi merakla okudum
    Benim yorumum böyle.Siz de okuyun birlikte tartışalım...


    https://www.instagram.com/...;igshid=kf0ixkuaud0a
  • 68 syf.
    Bol bol yergiyle, elimden gelebildiğince övgüyle ve de SPOILER'larla geliyorum, açılın !

    Popüler kültürün çarklarında ezile ezile, ağızda çiğnene çiğnene tadı kaçmış sakıza dönen, medyatikliği sıkıla sıkıla posası çıkarılmış, dergi kisvesi altında çarşaf çarşaf poster satıp "attention whore"luk yapan paçavraların sürekli alıntılarından ve de trajedik havasından nemalandığı, sabırsız yurdum insanının, okumaya durduğu kitabın son sayfasına bakma merakını ortadan kaldırma kapasitesine sahip bir yazar Stefan Zweig. Neden? Çünkü kitapları az sayfalı !!! Hal böyle olup da esrar gibi elden ele dönünce Zweig kitapları, ben de bir süreliğine uzak durmakta karar kılmıştım fakat tesadüfen elime geçen Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu da okumadan edemedim. Tamam tamam hadi sizin dediğiniz olsun, o çarklar altında ben de ezildim. Kahve konseptli Zweig kitabımın fotosu için sayfama beklerasdafagadfa (daha çok beklersiniz...)

    Zweig okumaya başlarken, sağlam psikolojik tahlillere rast geleceğimin bilincindeydim. Ki üstad gerçekten de zihnin derinliklerini yansıtmayı gayet işi başarmış. Yalnız hastalıklı bir zihnin... Her ne kadar aşk hikayesi gibi görünse de ve sinekten romantizm süzecek okurlar bu hastalıklı hali romantik kabul etse de, ben rahatsız oldum bu denli bir saplantıdan. Aşk demiyorum dikkat ederseniz. Saplantı bu. (Bu arada, düşündüklerim ve yorumlamalarım sadece ve sadece beni bağlamaktadır) Bu arada, es geçmeden söylemek gerekir ki, Zweig'ın bir kadını bu denli içselleştirircesine yazması ayrıca hoşuma gitti.

    Kadın da olsa erkek de olsa, hastalıklı zihinlerden uzak eylesin bizi Rabbim! İçtenlikle söylüyorum, çünkü bunu aşk olarak kabul etmektense aşksız yaşamayı tercih ederdim. Zira bunun bir tık farklı boyutunda, ülkemizde erkekler, kadınların canına kıyıyorlar; kadınlar, kendilerini sevmeyen ve hatta sadece kullanan erkeklerin uğruna gururlarını ayaklar altına alıyorlar. Yazık ki ne yazık... Bilinmeyen kadın da bu hastalıklı zihinlerden biri. R.nin değdiği kapı tokmağını öpmekten tutun da ağzı değdi diye puro izmaritini saklamaya kadar, kapı deliğinden dahi olsa görebilmek için kapı eşiklerinde yatmaya kadar yapmadığı manyaklık kalmıyor. Bunu, çocukluğun verdiği o kayıtsız inatçılık ve rasyonel düşünceden yoksunluk haline yorabiliriz belki de, bunda babadan yoksunluğun izlerini de görüyorum aslında, ama yine de bir noktadan sonrası anlayışla karşılanamayacak düzeydeydi. Annenin kayıtsız hali de caba tabii. Baba ölmüş, anne ilgisiz, çevresi kendisine karşı alaycı, bu durumdan kaynaklı bir asosyallik hali ve hayata entegre olamama durumu da aşikar. Bu vaziyette karakterimiz, kendisini olmadık bir saplantının koynuna atıyor ve acıdan teselli bulmaya çabalıyor. Ne acı... Kadınların tutkulu varlıklar oldukları gözardı edilemez, lakin bazen bu tutkuları yanlış şeyler üstüne yoğunlaşabiliyor demek ki. Hatta bu tutku öylesine bir hal alıyor ki, mektubun bir yerinde Tanrıya rahatça sövebilen ve isyan eden kadın, sevgilisine sitem edecek olduğunda dahi, haklı da olsa destur çekmeden lafa giremiyor. Sevgili, resmen kadının tanrısı olmuş halde. Gelgelelim, tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.

    Bir başka, beni sinirlendiren noktaya gelecek olursak, zaten başta da belirttim SPOILER olacak bu incelemede, kadının R. den bir çocuk sahibi olması normal karşılanabilir. Aslında bu da normal karşılanmamalı. Neden derseniz, ben bu çocuğun sırf kadının bencilliği sebebiyle dünyaya geldiğini bildiğim için, onun yaşamında karşılaştığı her zorluğu annesine ihale ettim. Peki kadının emeli neymiş bu çocuğu doğururken? R.den, kendisini hiç mi hiç sevmemiş ve hatta tanımayan bir adamdan bir parçayı taşımak, onun çocuk modeline dahi olsa sahip olmak... İşte bu bencilliğin dik alasıdır ve sırf bu konu üzerinden dahi sayfalarca sövebilirim. Yahu sanki adamın kravatına sahip olacakmış gibi, sırf ondan bir parçayı taşımak, ona sahip olmak ve aşkın değil sadece bencilliğin üstün gelmesiyle bu çocuğu dünyaya getirmek, kendi başına bir "birey" olan birini dünyaya salmak, sorumsuzluğun daniskasıdır. Çocuk olduktan sonra, tabii hem sahiplik duygusunu tatmin hem de derinlerde yatan Freudyen bakış açısı (penise sahip olamayan kadının, çocuğu penis yerine koyarak ona sahip olmak isteği) yüzeye çıkmış oluyor böylece.

    Son olarak onca kitap yazmış, namlı bir yazar olan R.nin, kaç kere seviştiği ve hatta diğer bütün kadınlardan farklı olmak üzere birçok hoş mesajı (beyaz gül vs.) kendisinde barındıran bir kadını hatırlayamamasını iyi niyete yormadım. Yahu arkadaş, Avusturya'dan hamsi mi çıkmıyor? Sofranıza balık mı girmiyor? Bu nasıl bir hafıza yoksunluğu? Yani bütün Avusturyalı kadınlarla da yatsan, bu beyaz gül detayı bile insanın hafızasında bir yer eder yani o kadar da değil.

    Dip Not: Karakter babında değerlendirdiğimde, benimsenecek veyahut içselleştirilecek bir karakteri olmaması hasebiyle beğenmediğim bu kitabı, yazarın derin tahlil ve bir kadını yansıtış gücü dolayısıyla beğendiğimi ifade edip, bu ikilemde kaldığımdan dolayı da kitaba puan vermediğimi beyan ederim.
  • 192 syf.
    ·20 günde·Puan vermedi
    Uzun zamandır kitaplığımda duran bir kitaptı ve çok defa niyetlenmeme rağmen sıra bir türlü kendisine gelememişti. Başlayıp bitirmek bugüne kısmetmiş.
    Kitap 'Hastasın Sen' diye başlayan ve 'Geçmiş Olsun' diye biten 11 bölümden oluşuyor. Yazar durumumuza teşhis koyduktan sonra iyileşmemiz için gerekli sebeplerden tutun da tüm iyileşme sürecini detaylarıyla anlatıyor ve en sonunda tedaviyi tamamlayıp hastayı taburcu ediyor. İçeriğe baktığınızda neredeyse tüm kişisel gelişim kitapları gibi aslında bilmediğiniz yeni bir şey söylemiyor. Düşündüğümüzde aklımızın kestiği gerçekleri ya da bilip de hatırlamamayı seçip en derinlerimize gömdüğümüz hakikatleri anlatıyor. Ancak bunu o kadar güzel bir dil kullanarak yapıyor ki insan okurken keyif alıyor. Kullanmış olduğu örnekler güzel seçilmiş, sık sık anlatılan mini hikayelerle hem anlatılan somutlaştırılmış hem de verilmek istenen mesaj nasihat vermenin sıkıcılığından kurtarılmış.
    "Bir kitap okudum, hayatım değişti." denecek türden mi derseniz bu kişinin ihtiyacına, algısına göre değişir; benim için hayır ama keyifli anlatımı, olaylara bakış açısı için okunacak bir kitap mı derseniz kesinlikle evet. Hem arada bildiklerimizi hatırlamanın kimseye bir zararı olmaz değil mi?
    Keyifli okumalar...
  • Bir kuyumcuya gidiyorsunuz, size emsali bulunmayan, çok özel olduğunu iddia ettiği bir mücevher satmak istiyor. Ama siz biliyorsunuz ki, aynısından 7 milyar tane daha var. O kadar da özel olmadığını düşünürsünüz değil mi.

    National Geographic'in bir hac belgeseli vardı. Kendi kendine dini öğrenerek müslüman olan birisinin hacca gitme hikayesini anlatıyordu. Çok özel olduğunu, hayatın amacına dokunduğunu hissediyordu o. Taki, kabe'ye gidip de; tavaf eden yüzbinleri görünceye kadar. O görüntüyü gördüğü an ki derin hayal kırıklığı yüzünden okunuyordu... Ve ruhundan...
    Anlamsızlığını anlayarak anlamış oldu. Zaten amaç da bu idi.
  • 144 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Hepimiz aynı değilmiyiz?Hepimiz biraz şizofren,hepimiz biraz kaçık,hepimiz biraz hayalci,hepimiz biraz aşık...



    Düş ile gerçeği,yalan ile doğruyu birbirine karştırdığımız çok zaman vardır mutlaka,ancak kitabın kahramanı Ramazan Salti bizden biraz daha değişik.Çeşitli duygu açmazları,psikolojik çıkmazlar,karmakarışık bir düşünce yapısı ve arayış içinde kıvranan bir bedene ve ruha sahip.



    Karman çorman,bilinmeyen bir alfabe ile yazılmış bir hayat,belki de başka bir dünyanın hayatı,olayları ve aşkıdır bu yaşanan.Girebilseydik,dolaşabilseydik eğer diğer insanların beyin kıvrımlarında neler görüp,neler öğrenebilirdik.Belki de...Bilmediğimiz hiçbir şey kalmazdı,sır olmaktan çıkardı hayat.



    Kitap şizofren demek istemiyorum ama mecburen diyeceğim bir yazarın kişilik bölünmelerini,düş ve gerçeklikte yol alışını,aşkının peşine inatla düşmesini ara ara espritüel,ara ara argo cümlelerle (fazla değil)anlatıyor.Okurken bir çok kez ne oluyor dediğim yer oldu,bu karakterlerden hangisi gerçek,hangisi çoklu kişilik kolay çözemiyorsunuz ve kitabın sonunda karar okuyucuya bırakılıyor.Ve güzel bir sürpriz yine okuyucuyu bekliyor ;)


    Algılarınız açıksa ve alt metinleri okuyabiliyorsanız,biraz da sabrınız varsa bu kitaptan alabileceğiniz bir şeyler var.Okurken hiç sıkılmadım zaten bir lokma kitap,lezzetliydi,kaldı ki ben yeraltı okumayı çok severim,biraz oradan biraz edebiyat bayaa bir tad aldım.
    Başlarken bir aşk romanı okuyacağım galiba dedim ama alakası yokmuş,iyiki de yokmuş,böylesi çok daha iyi,



    Kapak tasarımı ve isim kitaba cuk oturmuş,ama içerik cidden çok karışık görünen ancak kolay algılanabilen geçişlerle ve anlatımı usta cümlelerle dolu diyebileceğim bir kitap.



    142 sayfa birkaç saatte meraklı bir zevkle okunuyor.Bu yazarın muhtemelen ilk kitabı,eğer öyle ise tebrik etmek gerek.Ellerine emeğine sağlık,okuru bol olsun.
    Kitapla tanıştırdığı için yazara çok teşekkür ederim :)


    Alıntı
    -----------------

    ''Ne garip değil mi?Seni halen kocaman bir öfkeyle sevmem.''

    Sevgilim,şüphesiz ki en büyük dua,insanların birbirlerini sevmeleridir.

    Ne hissediyorum? Çeker vurursun belki beni bir gece yarısı, daha bir hüzünle hatırlar seni benden artakalan.
  • Kuran ile Konuşan Kadın


    40 Yıl Kur'an Ayetleriyle Konuşan Kadın
    Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah İbni Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim, selâmımı;

    سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحٖيمٍ
    “Söz olarak Rahîm bir rabden selâm sözüdür onların duyacağı.”(Yâsîn, 36: 58 ) âyetiyle aldı.
    “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum.

    مَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَا هَادِىَ لَهُ وَيَذَرُهُمْ فٖى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
    “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur.”(A'râf, 7: 186) âyetini okudu.
    Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiğini sorunca;

    سُبْحَانَ الَّذٖى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِالْاَقْصَا الَّذٖى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ
    “Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ı tesbih ederim.” (İsrâ, 17: 1) âyetiyle karşılık verdi.

    Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs'e gidiyor.
    "Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?" dedim.

    ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
    “Tam üç gece (yani üç gündür).”(Meryem, 19: 10) dedi. Yiyecek verme teklifinde bulundum;

    ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْل
    “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın.”(Bakara, 2: 187) âyetini okudu.
    “İyi de Ramazan'da değiliz” dedim.

    وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَلٖيم
    “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir.”(Bakara, 2: 158) âyetiyle cevap verdi. “Yolculukta oruç açılabilir” dedim.

    وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ
    “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır.”(Bakara, 2: 184) âyetini okudu.
    Niye benim gibi konuşmadığını sordum.

    مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقٖيبٌ عَتٖيدٌ
    “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun.”(Kâf, 50: 18) dedi. “Kimlerdensin?” diye sordum.

    وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولٰئِكَكَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا
    “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kulak da, kalp de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur.”(İsrâ, 17: 36) âyetiyle cevap verdi. “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim.

    قَالَ لَا تَثْرٖيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ
    “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın.”(Yusuf, 12: 92) dedi. Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum.

    وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ
    “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir.”(Bakara, 2: 215) âyetiyle mukabele etti. Devemi yanına getirdim. Binecekken;

    قُلْ لِلْمُؤْمِنٖينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ
    “Mü'min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar.”(Nûr, 24: 30) âyetini okudu. Gözlerimi çevirdim. Binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı.

    وَمَا اَصَابَكُمْ مِنْ مُصٖيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْدٖيكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثٖيرٍ
    “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir.”(Şûrâ, 42: 30) âyetini mırıldandı. “Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim.

    فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا
    “Bu hususta Süleyman'ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık”(Enbiyâ, 21: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kastetti. Deveye bindi ve:

    سُبْحَانَ الَّذٖى سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنٖينَ
    “Bunu bize baş eğdiren Allah'ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık.

    وَاِنَّا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
    Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!”(Zuhruf, 43: 13-14) âyetlerini okudu.

    “Haydi!” diye, deveyi hızlandırdım.

    وَاقْصِدْ فٖى مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُالْحَمٖيرِ
    “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!”(Lokman, 31: 19) mukabelesinde bulundu.

    Yürürken şiir okumaya başladım.

    فَاقْرَؤُا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ
    “Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun!”(Müzzemmil: 20) dedi.
    “Şiir okumak haram değil ki!” dedim.

    وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ
    “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!”(Bakara, 2: 269) cevabını verdi. Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum.

    يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَسْپَلُوا عَنْ اَشْيَاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ
    “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!”(Mâide, 5: 101) âyetini okudu. Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim.

    اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زٖينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا
    “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!”(Kehf, 18: 46) dedi. Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum:

    وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا
    “Allah İbrahim'i dost edindi;وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًاAllah Musa ile konuştu;
    يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ Ey Yahya, Kitaba kuvvetle tutun!”(Nisâ, 4: 125, 164; Meryem, 19: 12) âyetlerini okudu.

    “يَا اِبْرٰهٖيمُEy İbrahim!(Hûd, 11: 76),يَا مُوسٰىEy Musa!(Bakara, 2: 55),يَا عٖيسٰىEy İsa!(Âl-i İmran, 3: 55)” diye kafileye seslendi. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip;

    فَابْعَثُوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِهٖ اِلَى الْمَدٖينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَا اَزْكٰى طَعَامًافَلْيَاْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا
    “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!”(Kehf, 18: 19) dedi. Yiyecek gelince bana;

    كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيپًا بِمَا اَسْلَفْتُمْ فِى الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ
    “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!”(Hâkka, 69: 24) dedi.
    Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim:

    “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah'ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur'an'la konuşur.

    İbni Mübarek, bu hadiseyi Kur'an'da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.