Doğduğumuz yerde duyduğumuz rahatlığı başka hiçbir yerde hissedemeyiz. Orası seçmek denen şeyin ne güç bir iş olduğunu öğrenmeden önce görüp sevdiğimiz eşyalarla doludur. Orada dış dünya bize yalnızca kişiliğimizin bir devamı gibi gelmiştir.Kendi varlığımızı, ellerimizi, ayaklarımızı kabul etmişsek, doğduğumuz yeri de öyle kabul etmiş ve sevmişizdir.
Bu sevgi ihtiyacı, kalbimizin duyduğu bu açlık, her şeye boyun eğmemize sebep olan müthiş bir güçtür. Bu, tabiatın bizi boyunduruğuna girmeye ve dünyayı değiştirmeye zorladığı, maddi açlık kadar hükmedici bir duygudur.
Çocukluğa has bu acı ıstıraplar! Bu çağlarda azap yeni ve yabancıdır. Ümidin günleri ve haftaları uçarak aşacak kanatları yoktur henüz. İki yaz arasındaki uzaklık insana ölçülemez gibi gelir.