• Bedava kelimesi; “rüzgarın getirdiği” demek ve kökü Farsça’ya dayanmakta:
    “Bâd” rüzgar, “âvardan” getirmek.
    Herhangi bir karşılığı olmayanın,belirtilmesinde kullanılır.
    Bu yüzdendir ki karşılığı olmayana değer verilmeli midir?
    Ya rüzgar getirdiği gibi götürürse...

    Y.Ç
  • ✍ İLİM ÇOK KONUŞMAK DEĞİLDİR; FAKAT O KALBE ATILAN BİR NURDUR

    ● Hafız İbn Receb el-Hanbeli der ki:

    "(Ömer b. Abdulazîz) şöyle demiştir: "Öncekiler ilim üzere durdular. Keskin bir basiretle el çektiler. Eğer derinlere dalacak olsalardı kesinlikle onlar bu hususta daha kabiliyetli idiler."

    Selefin bu manadaki sözleri gerçekten çoktur. Ne var ki müteahhirînden birçok kimse bu fitneye düşmüştür. Onlar din ile ilgili meselelerde kim daha fazla konuşursa ve tartışmaya girerse onun kendisi gibi olmayandan daha alim olduğunu zannetmişlerdir. Halbuki bu katıksız cehalettir.

    Sahâbe'nin Ebû Bekir, Ömer, Ali, Muâz, İbn Mes'ûd ve Zeyd b. Sabit gibi ileri gelenlerinin ve âlimlerinin nasıl olduklarına bak! Onların sözleri İbn Abbâs'ın sözlerinden daha az olmasına rağmen onlar İbn Abbas'tan daha âlim idiler. Aynı şekilde Tabiîn'in sözleri Sahâbe'nin sözlerinden daha fazla olmasına rağmen Sahâbe Tâbiîn'den daha çok ilim sâhibi idi. Kezâ Tebe-i Tábiîn'in sözleri Tâbin'in sözlerinden daha fazla olmasına rağmen Tâbiîn Tebe-i Tâbiîn'den daha âlim idi.

    Demek ki ilmin çokça rivâyette bulunmakla ya da çokça konuşmakla alâkası yoktur. Fakat o; kalbe atılan, kulun kendisiyle hakkı anladığı, hak ile bâtılı birbirinden ayırt ettiği, kendisini veciz ve maksadı hasıl eden ibârelerle ifâde ettiği bir nurdur."

    • Beyanu Fadli İlmi's-Selef ala İlmi'l-Halef: s.34-35

    © by @erreddu
  • Demek ki, ne yapsak bizim söz hakkımız yok. Ama ben bu durumlara boyun eğmek istemiyorum.
  • Cennet gibi yerler virane oldu diye gâvurda keramet, Müslümanda kabahat arama!... Eskiden buraların sahibi burada yaşar, burada işlerdi. Sen sahipli memleketi sahipsiz eden beylerin yakasına yapış... Bir daha öyle demin konuştuğun gibi konuşma... Bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? Burası bizim elimize geçti mi ki? Merak etme, milletin eline bir şey geçmedi ;ovalar dağlar üç beş fırsat düşkününün elinde toplandı... İşte o kadar... ( Yanına Kazdağları ve Salda gölü yazmışım. O an aklıma o gelmişse demek ki...)
    Sabahattin Ali
    Sayfa 119 - Olympıa yayıncılık
  • İki kızım vardı zaten, üçüncüsü doğduğu zaman ise gerçekten çok mutluydum. Bir sürü donut alıp mescide gittim. Yatsı namazı kılınacak, ben de tekrar bir kız evladımız doğduğu için cami cemaatine donut dağıtacağım. Biri caminin dışına çıktığında; “Aa, demek donut ikram ediyorsun?! Ne oldu? İyi haberler mi var?" dedi, ben de "Evet, bir kızım oldu!” dedim. O da dedi ki; “İnşallah bir dahakine." Suratına tokat atmak istedim.
    Nouman Ali Khan
    Sayfa 156 - Timaş Yayınları
  • 688 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kafamda en çok soru işaretleri oluşturan Scott Lynch kitabı. Kitabı okuyup bitirdikten sonra beğenip beğenmediğimi anlamam için birkaç gün sindirmeme ve arkadaşım Uraz ile girdiğimiz uzun bir sohbete ihtiyaç duydum. Özellikle son kısmını birden çok kez okumam gerekti ki neye uğradığımı idrak edeyim. Bilmeyen yoktur ama, kitabın kapağında Locke Lamorra ölüyor ibaresini ilk gördüğümde (ilk kitabı okuduktan sonra karşılaşmıştım) ne oluyoruz ya böyle şey kapağa mı yazılır demiş ve sonrasında tabi ki de bunun bir çözümlemesi olmasını beklemiştim. Kitap ile ilgili spoiler içermeden söyleyebileceğim tek şey kitap ile alakalı beklentilerimin çoğunun karşılanmış olduğu fakat bununla birlikte yanıtlanması gereken bir çok soru ortaya çıkarttığı. Peki nelerdi beklentilerim? İkinci kitabı okumayan kişilerin bundan sonrasına devam etmemesini tavsiye ederim çünkü ikinci kitabın sonu ile ilgili bazı yorumlar yapmadan bu konuya açıklık getiremem. Söyleyebileceğim tek şey şu. Bu kitap nefesimi kesti ve dördüncü kitap için gün sayıyorum.
    -
    -
    -
    -
    ----------Spoiler-----------
    -
    -
    -
    -
    İlk olarak tabi ki de soru şuydu, Locke ölmekteydi ve kesinlikle bu böyle kalmayacaktı. Locke nasıl kurtulacak ve bu beni kurgusal anlamda memnun edecek miydi? İkinci olarak artık Sabetha artık hikayeye dahil olacak mıydı? Çünkü Locke'un deliler gibi aşık olduğu ve ekibimiz için oldukça önemli bir yere ait olan Sabetha'yla artık tanışmak istiyordum. Lycnh yarattığı kurguyla bütün beklentilerimi aşarak kahramanlarımızı Karthain'in ortasına bütün evrende ikilimizin en çok uzak durdukları yere sokup onları Sabetha'ya karşı yarışacakları bir seçim yarışına soktu. Kitabın ilk kısmı bu süreci anlatıyor ve oldukça tatmin edici bir şekilde ilerliyor. Sonrasında ise bu Karthain bağlı büyücülerinin seçim yarışı ve sonrasında yaşananları anlatıyor ve de yine bir Lynch klasiği olan saç baş yoldurtan bir sonla bitiyor.

    İlk olarak bu kitap ile ilgili neleri sevdim? Kurgu oldukça mantıklı temellere oturtulmuş, olayların geçtiği mekanlar yine kurguya büyük etki yaratıyor ve ilgi çekici yeni karakterler geldiği gibi eskiden kalan düşmanların akıbetini de görüyoruz.
    Peki ben bu kitabı neden ilk kitaptan daha az beğendim? Şimdi yanlış bir anlaşılmaya yer vermek istemiyorum. Bu kitap kesinlikle ikinci kitaptan daha güzeldi. Eğer verebilseydim yüzlük puan sisteminde ilk kitaba yüz verirken buna ise 97-98 gibi bir puan verirdim. İkinci kitaba ise 94 civarı bir değer. Bu notlamalar tabi ki de çok bir şey ifade etmese de benim için kitapların ne kadar yakın olduklarını ve ne kadar etkileyici olduklarını daha iyi yansıtabilmek adına söylüyorum. Üçüncü kitabı Bilge Adamın Korkusu'ndan sonra oturup okudum. Bu biraz yanlış bir tercih oldu çünkü tarzları hem bu kadar benzer hem de bu kadar farklı iki yazarın eserini art arda okumak eserleri yorumlamak adına çok da mantıklı bir durum olarak gelmiyor bana fakat bu kitabı okumak adına bastıralamaz iştahıma yenik düştüm. Rothfuss'un 1200 sayfalık eserinden sonra bu kitap bana çok kısa geldi. Yanlış anlaşılma olmasın kitap neredeyse 700 sayfa fakat olaylar daha da anlatılmalıydı diye düşünüyorum. Belki de Karthain ile alakalı daha çok mekan tasviri yapılsa ve seçim sırasında Sabetha ile Locke'un birbirlerine kurdukları komplolar daha da çoğaltılsa daha tatmin edici olurdu gibi geldi bana. Kitabı sindirmek ve yorumlamak için zamana ihtiyaç duymam da bundan kaynaklanıyordu. Çünkü Rothfuss'dan sonra okumamdan mı kaynaklanıyor yoksa kitap ile ilgili görüşüm mü bu yönde bunu anlamak zorundaydım.
    Kitap ile ilgili en büyük hayal kırıklığım Karthain ile ilgili çok daha fazla mekan ve yer keşfetme açlığım yüzündendi. İkinci kitaptaki kumarhanenin yaratıcılığı tadı damağımda kalan bir olaydı.
    Peki kitap ile ilgili olarak en çok neyi beğendim? Tek bir isim yeterli aslında bunu anlatmaya, Sabetha. Lynch gerçekten de Sabetha'yı yaratırken karşı konulamaz bir karakter yaratmış ve Locke ile Sabetha'nın çocukluğunda geçen kısımlar kitap ile ilgili en sevdiğim kısımları oluşturuyor. Dördüncü kitapta yanıtlanmayı bekleyen soruların başında kahramanlarımızın başına neler gelecek sorusu geliyor. Çünkü kitap öyle bir yerde bitti ki bu darmadağın oluşun arkasından ne gelecek oldukça merak ediyorum.

    Kitabın sonu suratıma ağır bir yumruk gibi çarptıktan sonra Emberlain'in Belası çıksa da okusak demek dışında bir şey diyemiyorum. Çıkış tarihi 17 Eylül 2020 olarak gözüküyor bakalım, çıktığı gibi alıp okumayı dört gözle bekliyorum :)
  • Hayır. Asla, uykuya dalarken bile olsa artık beni hiçbir şey şaşırtamaz demeyeceğim böbürlenerek. Hayır. Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.