• "Egemen bir parti vardı, partinin üstünde ismet Paşa "Tanrının bir parçası " idi Halk, İnönü'nün yüzünü görmezdi. İnönü yerine,egemen CHP,nin elleri dilediği zaman halkı okşar, yerine göre sıkardı... inönü adı korku verirdi...Demokrat Parti ortaya çıkıncaya değin, 'paşa' herkes adına düşünen, milletine doğru yol gösteren, hemen her konuda uygulamaya geçilmesi gerekli buyrukları veren tek insandı
    Cüneyd Arcayürek
  • Cumhurbaşkanımız Celal Bayar, Demokrat Parti'nin baş kurucusudur ama "Benim partim" diye söz ettiği Demokrat Parti değil, "İttihat ve Terakki" idi ve o Yassıada'da yargılanırken dahi İttihatçıydı.
  • Selamlar olsun hepinize bir kez daha ... Bugün size bir dönem kitabından bahsedeceğim .. İllallah dediniz ama yine uzun incelemelerden biri olacak bu .. Uzun olacak çünkü kitapçıya gidip baktığınızda muhtemelen dikkatinizi hiç çekmeyecek bu kitabın, şu sitenin yarısı kadar basan bir tonajı var .. Site geneli yirmili yaşlarda olduğundan bahse konu olayı eminim ki hiçbiri bilmiyor ..O dönemde oynanan bu oyunun boyutundan neredeyse hiç kimsenin haberi yok .. Bilin istedim .. O yüzden sarıldım klavyeye .. 6 Eylül 1955 – 7 Eylül 1955 arasında olanlardır bu kitabın konusu .. O dönemi ve toplumun genel yapısını daha iyi anlayabilmeniz için 50 lere uzanarak başlayacağız .. Kahve , bira , votka neyin varsa kap gel ..Başlıyoruz !

    Öncelikle '950 ' de iktidara gelen Demokrat Parti'yi değerlendirmekte yarar var ..DP , Osmanlı -Türk uluslaşma ve modernleşme sürecinde tutucu kanadı temsil eden, dini politikaya alet edecek olan "sözde" muhafazakar ama özde emperyalizmin işbirlikçisi olacak kanadın temsilcisiydi ..Bundan kelli kendilerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın devamı dersek yanılmış sayılmayız.. Devrimlere , aydınlanmaya ve modernleşmeye direnen , komprador burjuvazi ve feodal sınıfların sancağını taşıyan , onların sesi olan bir parti idi .. 2. Dünya Savaşı' nın ortalığı yıkıp yok ettiği bir dünyada , Türkiye savaşa alenen girmemiş olsa da , ekonomisi perişan durumdaydı ..Halk savaşın getirisi olarak yoksulluk içindeydi ve geniş köylü yığınları ağır vergiler altında eziliyordu..İsmet İnönü savaşa girmeye girmemişti ama uyguladığı yanlış politikalar yüzünden Türkiye'yi dünyada yalnız bırakmıştı..Savaşta sözde tarafsızdık ama bu politikayı da tutarlı bir şekilde yürütemedik .. Önce kazanacağı düşünülen Almanya ' ya ile örtülü işbirliğine gidildi .. Bu nedenle ülke içindeki solu ve sosyalistleri köfte harcına çevirip kıyma makinasından geçirdiler bir güzel .. Sonrasında Almanya 'nın yenileceği anlaşılınca, oklava bu kez aralarında Nihal Atsız , Reha Oğuz Türkkan ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin bulunduğu ülkedeki Nazi yanlısı ırkçı - turancı güruha yöneldi.. Tutuklandılar ve haklarında " Irkçılık - Turancılık Davası" açıldı..Ancak Nazi Almanya'sı ile yaşanan bu yakınlaşma ,1922 'de Türkiye ile SSCB arasında yapılan Dostluk Antlaşması' nın ihlali anlamına geliyordu..Nitekim savaştan dev bir güç olarak çıkan ve Nazileri kovalıyorum diyerek demir perde bloku olarak anılacak olan ülkeleri birer birer bünyesine katan Sovyetler de durumu böyle algıladı .. Sonrasında paniğe kapılan Türkiye , kendisini bir zamanlar göğüs göğüse carpıştığı ve anti-emperyalist bir Kurtuluş Savaşı verdiği batının kapısı önünde buldu..ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülkelerin tüm istek ve operasyonlarına açık hale geldi.Böylece , bugün ve dün başımızın belası olan Nato üyeliğine giden kanlı yolun kapısı aralanmış oldu..
    Komprador yani avantacı ve işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarının partisi olarak kurulan , osmanlının tortusu ve gerici likle işbirliğine giden DP işte böyle bir ortamda iktidara geldi..Yaptıkları ilk icraat sanayileşmenin önünü kesmek oldu .. Eğitimimizi de baltaladılar.. Kendimizin ürettiği uçağa , uçak motoruna ne gerek var diyerek uçak ve uçak motoru fabrikalarımızı , askeri mühimmat fabrikalarımızı ; komunist yuvası , kızlı erkekli öğretim olmaz , dinimiz elden gidiyor diyerek ve Cumhuriyet devrimlerini TUTANLAR VE TUTMAYANLAR diye ikiye ayırarak Halk Evleri ve Köy Enstitülerimizi kapattılar..Partinin neredeyse tümü toprak ağalarından oluştuğu için TOPRAK REFORMU YASASInı da iptal ederek rafa kaldırdılar.. Ekip biçecek toprağı olmayan köylü bu yüzden şehirlere göç etmeye başladı .. Dolayısıyla İstanbul' un gecekondulaşmasının sebepleriinden biri dersek kendileri için yalan söylemiş olmayız..Tüm bunlar olup sayaç aleyhimizde ve geriye dönük işlerken , ne meclise ne de halka sormadan Kore' ye asker gönderdiler .. Bizden bunu isteyen olmamıştı lakin Mehmetçik ' in kanı-canı ucuzdu ?!?!?! tabii!!! Ne diyordu ABD Dışişleri Bakanlarından John F. Dulles daha 1950'ler de? "NATO'ya en ucuz askeri Türkiye sağlıyor. Bir Türk askerinin bize maliyeti 23 centtir!" Bunun üzerine Adnan Menderes ve orkestrası dörtlüleri açıp , uzunları da yakıp sinyalli verince ve emperyalizme yönelik sınırsız işbirliğine dair bağlılığını da ispatlayınca Nato' ya üyeliğimiz resmen onaylanmış oldu .. Nazım Hikmet' in vatandaşlıktan cıkarılıp sol muhalefetin ezildiği günler.. DP ,1954 ' te ilk iş olarak gerçek üssü PENTAGON' da olan , dünyadaki asıl daha doğrusu esas isminin Süper Nato olduğu belirtilen , Nato'ya bağlı gizli bir örgütlenme olarak KONTRGERİLLAyı kurdu .. O sıralar bizdeki adı Seferberlik Tetkik Kurulu idi .. Nasıl masum bir isim öyle değil mi? Olası bir Sovyet istilası sırasında halkı örgütleyecek milis kuvvetler (sizin anlayacağınız şekliyle NENE HATUNLAR - KARA FATMALAR - HASAN TAHSİNLER , SÜTÇÜ İMAMLAR ) yetiştirmek amacıyla kurulan bu örgüt Türkiye' de sayısız cinayet ve katliama imza attı .. Bu sadece bizde değil Nato' ya üye olan tüm ülkelerin bünyesinde yaşandı.. Misal vermem gerekirse ,siyah ciplere 8 er kişi binmek suretiyle dolanan minik polat alemdarların dillerine doladıkları Gladio , bu oluşumun İtalya'daki adıydı..Ülkemizdeki versiyonu ise başta solu ve sol muhalefeti ezmek için kullanıldı .. Çünkü Nato' nun başındaki güç ABD ,kendisine göbekten bağlı olan ve SSCB korkusuyla hizaya getirdiği ülkelerin iç siyasetinin asla komunizme ya da sol cenaha kaymasını istemiyordu emperyalist bir ülke olduğundan dolayı .. Aksi eşyanın tabiatına ters olurdu zaten ..Şimdi zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz pek sevgili fındık fıstık kemiren sayın Cevizkabukları ..


    - ESAS KİTABIMIZA KONU OLAN İNCELEME BURADA BAŞLIYOR! -


    DP iktidarındaki en büyük ve en kapsamlı kontrgerilla hareketi , 6-7 Eylül 1955 tarihinde İstanbuldaki Rum asıllı yurttaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen yağma ve talan hareketiydi .. Atatürk' ün Selanik' te doğduğu evin bombalandığı , yakılıp yıkıldığı yönündeki yalan haberlerle halk galeyana getirldi ..İstanbul' a göç etmiş köylü kitlesi provoke edilerek ve yönlendirilerek , Rum vatandaşlarımızın ev ve işyerleri iki gün boyunca yağmalandı .. Olayın nasıl kapsamlı ve organize bir iş olduğunu görmeniz açısından bir örnek vermek istiyorum .. DP 'li milletvekili ve İstanbul Expres gazetesi sahibi Mithat Peril , ciddi bir tirajı olmayan gazetesini bu olaylar öncesinde 290 bin adet bastırarak bedava elden dağattı .. Manşet ne miydi ? ATA'NIN EVİNİ BOMBALADILAR!!!
    Otuzarlı kişiden ve organize gruplardan oluşan ekipler kalabalıkları yönlendirdi..Bu arada "Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti" gibi gerici ve faşizan örgütler de ateşe benzin döküp kitleleri kışkırtıyorlardı..Esasen Yılanların Öcü kitabına yaptığım incelememde de ( #26316052 )belirttiğim üzere DP' nin başlangıçta azınlıklara karşı yürüttüğü liberal politika , sonrasında ülke ekonomik krize girince , başta Rumlar olmak üzere gayrimüslüm azınlığın varlıklarının yağmasına dönüşmüştü..Velhasıl kelam , iki gün süren olaylar dahilinde yaklaşık 5300 işyeri ve ev yağmalandı , iş makinaları , mallar , kumaş topları , çeşit çeşit üretim aletleri parçalanarak yollara saçıldı..73 kilise , 1 sinagog ve 26 azınlık okulu yakıldı ..Saldırılar sırasında 25 ila 30 arasında kişinin öldüğü bildirildi , 300 kişi de yaralandı..Yaklaşık 400 kadına tecavüz edildi .. Yıkımın boyutları korkunçtu .. Peki aslında ne olmuştu ?

    Atatürk' ün Selanik' te doğduğu eve gerçekten de "tahrip gücü düşük bir bomba atılmıştı .. Sonrasında yapılan araştırmada bombayı atan kişinin Oktay Engin isimli bir Türk olduğu ortaya çıktı.. Hakkında hemen bir dava açıldı ve ne yaptılar dersiniz ? BİNGOO!!! Davayı hemen kapattılar!! Oysa Oktay Engin daha sonraki yıllarda kendisinin Mit mensubu olduğunu ve bombayı kendisinin attığını itiraf edecek , tüm bunlara karşın 1992 - 1993 yılları arasında mükafatlandırılarak Nevşehir valiliği yapacaktı !!! NASIL ? GÜZEL DEĞİL Mİ?!?!?

    Tüm bu olanlardan sonra on binlerce Rum vatandaşımız ülkeyi terk etti.. İstanbul'un gerçek anlamda gecekondulaşması da bu sayede oldu..Olayların önlenemez boyuta gelip çığrından çıkması üzerine DP üç büyük ilde sıkı yönetim ilan etti .. Uluslararası baskıya dayanamadıklarından dolayı bir kısım Rum vatandaşımıza tazminat ödendi.. Fakat olay öylesine çığrından çıkmış öylesine dallanıp budaklanmıştı ki üstünü kapatmak mümkün değildi ..Ve en önemlisi kendisine devlet diyen bir birimin sorumluluğunu alamayacağı kadar VAHŞİ ve ÇAĞDIŞIYDI!! İşte asıl KARA KOMEDİ , söz konusu olayların sorumluluğunun omuzlarına yükleneceği hedeflerin arandığı soruşturmalar esnasında yaşandı .. EEEEEEYYY 1K !!! KARA KOMEDİ DİYİNCE KİM GELİYOR AKLINA ? DP hükümeti olayları komünistlerin kışkırttığı iddaasıyla aralarında AZİZ NESİN, Kemal Tahir , Asım Bezirci ve Hasan İzzet Dinamo gibi yazarlarında bulunduğu solcu aydınları tutuklattı .. İDAMLARI KONUŞULUYORDU !!! TARİHTE BÖYLE ALÇAKLIK GÖRÜLMÜŞ DEĞİLDİ!!! Görülmemişti çünkü Aziz Nesin o dönem mimli ve yasaklıydı..Yazılarını takma isimle dahi yayınlattıramıyordu .. Varımı yoğumu ortaya döküp kaç şehirde kaç sahaf dolaştım bilmiyorum ama o dönemde Aziz Nesin ' in yazdığı bir tek satır , bir tek yayın dahi bulamadım.. Yasaklayıp yetmezmiş gibi mimledikleri , gasp edip haksız yere hapsettikleri , yaşam hakkını İDAM ile elinden almaya çalıştıkları bir adamın üstüne bunca suçu yıkmaya , akılları sıra hem rum vatandaşların malına mülküne konup , hem de sorumluluğu üstlerinden atıp ellerini temizleyerek aklanma hesapları yapıyorlardı .. YEMEDİ!!

    Bakın o sıralarda sıkıyönetim komutanı Orgeneral Nurettin Aknoz neler söylüyordu :

    "SOLCULAR SALKIM SALKIM ASILACAK!"

    BABA ORDAN ÇIKMAYA ÇIKTI .. HEM DE İKİNCİ EŞİ OLAN MERAL ÇELEN' E CEZAEVİNDE NİŞANI TAKIP , DP 'NİN YÜZÜNE DE TOKADI BASIP ÇIKTI !! YER Mİ OĞLUM !! DEMİR LEBLEBİ BU !!! =)) VAR OL SEN "BABA" !! ALÇAĞA ,NAMUSSUZA , YALANCIYA GEÇİT VERMEDİN NEFES ALDIĞIN MÜDDETÇE !! VAR OL!!

    İşbu kitap NAMERTLİĞİN , ALÇAKLIĞIN , UTANMAZLIĞIN BELGESİDİR!! Suçsuz yere hapis yatırılan AZİZ BABA'nın cezaevinde başından geçenlerdir.. Özellikle dönemi merak edenlere kafadan tavsiyemdir..Aziz Nesin bu pek tabii!! Cezaevine girmişsin be adam !! Orda da boş durmamışsın !! Tüm kitap ama özellikle Kemal Tahir'le bazı anıları cidden okunmaya değer !!

    Son not : 6-7 Eylül bir Özel Harp işidir' diyerek Türkiye tarihine geçen eski Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu bakın yaptığı röportajda neler diyor 6 - 7 Eylül olayları için .. İYİ OKU !!! ATATÜRK ' ün ordusuna DP iktidarı ile sızdırılan NATO PAŞALARINI İYİ OKU !!

    "Gazeteci bana 'Bu olay neden yapıldı?' diye sorunca ona akademik düzeyde konuştum. Şunun için yapılır dedim; 'eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini, bir mukavemet göstermesini arzu ederseniz, sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp'te bir kural vardır: Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs'ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela..."

    Muhabirin "Cami mi yaktınız?" şeklindeki sorusu üzerine ağzından bir sırrı kaçırdığını fark eden Yirmibeşoğlu, "Mesela diyorum..." diyerek toparlamaya çalıştı. Peki emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu kimdir, bugüne kadar hangi görevlerde bulundu? Türkiye Yirmibeşoğlu'nu nasıl tanıdı?

    1980'lerin sonunda Milli Güvenlik Sekreterliği yapan ve bu görevden emekli olan orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nu Türkiye, gazeteci Fatih Güllapoğlu'nun 'Tanksız, Topsuz Harekat' isimli kitabıyla tanıdı.

    1991'de yayımlanan kitapta Sabri Yirmibeşoğlu'nun ağzından şu cümleler yer aldı:

    Sabri Yirmibeşoğlu: “– Sonra 6/7 Eylül olaylarını ele alırsak...”

    Fatih Güllapoğlu: “– Pardon Paşam, pek anlayamadım. 6/7 Eylül olayları mı?”

    SY: “– Tabii... 6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Paşa bunları söylerken benden de soğuk terler boşandı) Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

    FG: “– Evet Paşam !”
  • Merkel yolcu
    GEÇTİĞİMİZ hafta Almanlar'ın MESUT ÖZİL ve İLKAY GÜNDOĞAN'a yönelik baskılarından söz ettik. Gazete olarak... Önceki başarılarda "MESUT" payını görmeyenler şimdi elenmenin faturasını bizim çocuklara çıkarmaya çalışıyordu.
    Elbette sıradan gibi görünse de işin içinde iş vardı. Anlamamız gereken de buydu...
    Gelin bugün bu kanaldan yürüyelim...
    Bakalım dehlizin sonunda karşımıza ne çıkacak...
    ABD Başkanı Trump'ı BEYAZ SARAY'a taşıyan isim olarak bilinen Steve Bannon yine devrede. 'İstifa etti, gitti' yorumlarının hepsi anlamsız. Bir yere gittiği yok.
    Daha bile etkili.
    Pentagon'un emri ile AVRUPA'da faaliyet göstermekte. Yoğun olarak hem de...
    Geçtiğimiz haftalarda 'İSPANYA ve İTALYA'da görüldü' diye yazdım...
    Kolay kolay yanılmayan biri olarak tanıtılan BANNON hala AVRUPA'da...
    Hatırlayın, İtalya'da ortaya çıktığında HÜKÜMET KRİZİ çözülmüştü...
    Bannon aylardır hükümetin kurulamadığı İtalya'da, 5 Yıldız Hareketi'nin lideri Luigi Di Maio ile Lig Partisi lideri Matteo Salvini'yi ikna etti.
    Ardından İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ile görüştü.
    İşi bitirdi...
    Neyse...
    Biz ALMANYA'dan devam edelim...
    Ünlü ALMAN DERGİSİ DER SPIEGEL dünyayı şekillendiren 4 liderin ismini yazdı. Kapak yaptı.
    Erdoğan, Trump, Putin ve Cinping...
    Yeni Dünya Düzeni'ni bu 4 isim kuracaktı. Uyarıyordu, alarm veriyordu...
    Ve 'Neden MERKEL burada yok' diye de soruyordu! Bu ortamda BANNON ortalarda geziyordu!
    Trump'a seçim kazandıran isim olarak görevine üst perdeden devam ediyordu...
    Pentagon'un yeni bir oyunu için yeni pozisyonuna atandı.
    İrlanda'lı Katolik olması nedeniyle Bannon, Avrupa'da da çok güçlü ilişkileri olan biri.
    İtalya, İspanya, Portekiz, İngiltere, Almanya, Polonya bu ülkelerden bazıları. Bilgisi ve inancı dolayısıyla yeni görevinde hızlı kilometre yapıyordu!
    Pentagon Almanya'yı kaybetmek üzere...
    Bu son dönemin özetiydi! Almanya, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin bir eyaleti oldu. Berlin'de alınan kararların belki de tamamı Washington'da hazırlandı. Şimdi yeni dönemde Almanya'nın kendi rotasını belirlemesi Washington'ı endişelendirdi.
    Öncelikli olarak Almanya'nın daha doğrusu Merkel'in Türkiye ile ilişkilerindeki olumlu hava, Washington'da kabul edilemezdi.
    Bu durum BANNON'un devreye girmesine neden oldu!
    Steve Bannon, Türkiye-Almanya ilişkisini bozmak için harekete geçti. İki ülke arasında sorun çıkartmak da zor değildi. Bu konuda Bannon'ın çok güvendiği güçlü bir Katolik olan Reinhard Grindel'e büyük görev verildi.
    Yıllarca Başbakan Angela Merkel'in partisi CDU'da görev yapan ve milletvekili seçilen 54 yaşındaki Grindel, 2013 yılında futbol federasyonunun mali işler sorumlusu olmuştu.
    Daha sonra Almanya Futbol Federasyonu Başkanı oldu ve vekillik görevinden istifa etti.
    Yavaş yavaş MESUT ve İLKAY krizine geliyoruz...
    Reinhard Grindel, Pentagon'a yakın olduğu için Steve Bannon'la çok yakınlaştı.
    Bu da doğal bir sonuçtu.
    Zaten geçmişte de Katolik toplantılarında birçok kez bir araya gelmişlerdi. Dostluğun temeli eskilere dayanıyordu...
    Bannon, 13 Mayıs tarihinde Grindel'le görüştü. Bannon, Grindel'e, "Türkiye ile Almanya'nın yakınlaşması bizim için risk. Sen de üzerine düşeni yapmalısın ve ciddi açıklamalarla planımıza destek vermelisin" dedi.
    Bu konuşmanın üzerinden belki de 15 saat geçmemişti ki Grindel, sosyal medya hesabından çok sert bir açıklama yaptı.
    Grindel, "ALMAN FUTBOL FEDERASYONU, göçmen kökenli oyuncuların özel durumlarına elbette saygı duyuyor. Ancak hem futbol hem de FEDERASYON'un değerleri, Bay Erdoğan tarafından yeterince önemsenmiyor. Bu yüzden milli futbolcularımızın kendisinin seçim kampanyası için istismar edilmeleri hoş değil. İki oyuncumuz, bu eylemleriyle FEDERASYON'un uyum çalışmalarına yardım etmedi" diye yazdı.
    Tabii ki Grindel'in bu açıklamaları, Katolik medyasında geniş yer buldu. Bannon'ın ateşlediği fitil, Grindel üzerinden bomba gibi patlamaya başladı.
    Türkiye'den de karşı açıklamalar gelince, Almanya milli takımın dünya kupası hazırlık maçlarında Türk oyuncular şiddetli şekilde tepki gördü.
    Plan tıkır tıkır işledi yani...
    Çığ gibi her saniye büyüdü ve etkisi arttı. Ve kendisini siyasette de gösterdi.
    Grindel'in açıklamaları, Almanya'daki koalisyonda da çatlağa neden oldu.
    Merkel, Grindel'e tepki gösterdi.
    Bu durum, diğer partilerin Merkel'e tepkisini arttırdı.
    Koalisyonun bitirilmesi ve yeni bir seçime girilmesi gündeme geldi.
    Bannon'ın planı harfiyen ilerliyordu.
    Çok büyük bir ihtimalle Almanya'da aylar sonra kurulan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonu çok yakında bitecekti.
    Sonra da seçim kararı alınacaktı.
    Çok büyük bir ihtimalle Merkel o seçimlere giremeyecek ve Almanya tekrar Bannon'ın istediği gibi Washington'dan yönetilecekti.
    Almanya'da, İtalya'da, Fransa'da veya Hollanda'da hiçbir siyasetçi bağımsız değildir.
    Bağımsız da hareket edemez.
    Ederlerse, bugün Bannon yarın da bir başkası gelir sistemin devamı için kapıyı çalar!
    Olan da bu! Almanya, Avrupa Birliği için de çok önemli.
    Avrupa Birliği'nde etkin olmak isteyen ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya üzerindeki gücünü arttırırdı.
    BREXIT sonrası İngiltere oyun dışı kaldı.
    Şimdi Washington hem Fransa hem de Almanya'yı kendi kararlarıyla baş başa bırakmayacak.
    Amaçları bu!
    Oyun planları bu!
    Bugün kimilerine göre 'çılgın', kimilerine göre 'deli' diye adlandırılan Trump'ın tek endişe ettiği kişi Steve Bannon'dır.
    O nedenle Steve Bannon'ın attığı her adımı, yaptığı her açıklamayı görmezden gelmemelisiniz.
    Trump bile Bannon konusunda çok sessizdir. Onu asla eleştirmez, hatta her açıklamasında Bannon'ı över.
    DENGE BUDUR!
    GÜÇ DAĞILIMI BUDUR!
    SAVAŞ BUDUR!
    ABD içindeki bir güç YENİ DÜNYA DÜZENİ'nin TRUMP'ın içinde olduğu bir denklemle çözülmesinden yana değil. Zaten CIA ESKİ BAŞKANI BRENNAN'ı takip ederseniz gerginliğin ve tehlikenin ne boyutlara ulaştığını görürsünüz!
    Bannon varsa MİLLİYETÇİLİK ARTAR!
    ARTACAKTIR DA...
    Yansımaları buralara kadar gelecektir...

    NOT: BANNON, kısa bir süre önce kripto paralarla ilgili bir açıklama yaptı. Devletlerin buna karşı olmasını istedi. Bannon'a sunulan raporda, İtalya, İspanya, İngiltere, Almanya ve Türkiye'nin kripto paralara karşı olmayacağı yazıyordu. Hareket planlarında bu da etkili..
    .
  • Demiştim... “Bu Muharrem İnce CHP’de baş ağrısı oluşturacaktır” demiştim.

    Kurnaz bir siyasetçi olarak Kemal Kılıçdaroğlu, zaten kazanamayacağı bir seçimde “kaybedecek” bir aday olarak Muharrem İnce’yi piyasaya sürerek, kendince bir manevra yaptı. “Ben kaybedeceğime, o kaybetsin” diyordu.

    Böylece, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmiş rakibine karşı avantaj elde edecekti... CHP’liler, kaybetmiş bir adayın genel başkanlığına sıcak bakmayacakları için, bundan sonra koltuğunda daha rahat oturacaktı.

    Mustafa Sarıgül’de böyle olmuştu...

    Muharrem İnce’de neden böyle olmasındı!

    Olmadı.

    Muharrem İnce daha dişli çıktı. Bir diğer ifadeyle, ezber bozdu...

    Sinik, kavgacı, yalancı ve “ben bilirim” edasıyla ortalarda dolaşan liderlere alışkın CHP tabanı, Muharrem İnce’yle birlikte icabında kavga da eden, yalan da söyleyen ama aynı zamanda (magazinci ağzıyla söylersek) “farkındalık” da oluşturan bir lider adayıyla tanıştı.

    Fikrimi baştan ifade edip öyle devam edeyim:

    Neredeyse çeyrek yüzyılı, “Bu iş Baykal’la olmuyor” tartışmalarıyla geçirdik.

    Kılıçdaroğlu, medya gazıyla (ve de tabii kaset marifetiyle) genel başkanlık koltuğuna kurulunca, “Olabilir mi?” yönünde bazı ümitler belirdi.

    Olmazdı.

    Bu iş, hangi gerekçelerle Baykal’la olmuyorsa, aynı gerekçelerle Kılıçdaroğlu’yla da olmayacaktı.

    Muharrem İnce’yle de olmayacak.

    Çünkü CHP, özü ve kabuğu itibariyle ne evrimcidir, ne devrimcidir.

    İster Baykal’la, ister Kılıçdaroğlu’yla, ister Altan Öymen ve Hikmet Çetin gibi ara formüllerle, ister Fetullah Gülen’in gaipten bulup getireceği yeni genel başkan adayıyla, ister Muharrem İnce’yle, isterse Hurşit Güneş, Mustafa Sarıgül, Umut Oran, Metin Feyzioğlu gibi apartta bekleyen değerlerle...

    Kim gelirse gelsin...

    Bu iş olmayacak.

    CHP çünkü solcu bir parti değildir.

    Sosyal demokrat değildir.

    Halkçı değildir.

    CHP, “bürokrat totaliterliğin” kendisini ifade edebildiği yegâne siyaset kanalıdır ve halkla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Yani, tipik bir “seçkinler konvansiyonu”dur.

    Kitlelerle bağ kurmuş (en azından, dar bir çevrede “bu iş olabilir” ümidine yol açmış) Muharrem İnce, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaptığı atakla “istikbalin genel başkanı” muamelesi görmeye başladı ama bu iş tek başına onun estireceği heyecan fırtınasıyla da olmaz.

    İşe “yalan”la başladığınızda, gerisini “yalan”la getirmek dışında bir seçenek kalmıyor elinizde.

    Mesela, bir “Amerikalılar” hadisesi vardı...

    Muharrem İnce, kendisini arayıp “FETÖ lideri usulüne uygun istenmedi” diyen Amerikalıların kim olduğunu 24 Haziran’dan sonra açıklayacaktı.

    Seçim bitti, Muharrem İnce’de “tık” yok.

    Hadi bunu açıklamadı...

    Bir heyet görevlendirilmişti. Bu heyet Adalet Bakanlığı’na gidip iade dosyasını incelemiş, durumu üç sayfalık rapor halinde hem CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’na, hem de Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye bildirmişti.

    Kılıçdaroğlu o raporu açıkladı.

    İnce açıklamıyor.

    Daha doğrusu, açıklayamıyor.

    Evet, CHP tabanında heyecan fırtınası estirdi...

    Evet, “Bu iş olabilir” ümidine yol açtı...

    İyi de, CHP’deki eksiklik “heyecan” değil ki.

    CHP’nin genetiğini değiştirecek, en azından halkla bağ kuracak politikalar geliştirmek gerekiyor ki, bu iş “yalan”ı piar malzemesi olarak kullanan Muharrem İnce gibi çapsızların boyunu aşıyor!
  • Hiçbir şeyin sizi etkilemeyeceğini biliyorum. Etkilenecek yüreğiniz yok sizin. Hepiniz cesaretsiz, iradesiz yaratıklarsınız. Büyük bir afra tafrayla kendinize Cumhuriyetçi ve Demokrat diyorsunuz. Oysa Cumhuriyetçi Parti diye bir şey yok. Demokrat Parti diye de bir şey yok. Bu Kongre'de ne Cumhuriyetçiler ne de Demokratlar var. Yalaka birer zübükten başka bir şey değilsiniz hiç biriniz, Oligarşi'nin adi yaratıklarısınız. O biçim özgürlük aşığı olduğunuza dair köhnemiş laflar ederken Demir Ökçe'nin şerefsiz uşak üniformasını sırtınızdan çıkartmazsınız.
  • Demokrat parti döneminde 15 mayıs 1951 tarihinde Celal Bayar a sunulan Barker raporu dışa bağımlılığın ilk adımıdır.....