• HALİDE EDİB ADIVAR, 1882’de İstanbul’da doğdu. Üsküdar’daki Amerikan Kız Koleji’nde okudu. 1908’de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılarından ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması sırasında bir süre için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı. 1909’dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda, İzmir’in işgalini protesto mitinginde etkili bir konuşma yaptı. 1920’de Anadolu’ya kaçarak Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ile siyasal görüş ayrılığına düştü. Ardından 1917’de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar’la birlikte Türkiye’den ayrıldı. 1939’a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika’ya ve Mahatma Gandi tarafından Hindistan’a çağrıldı. 1939’da İstanbul’a dönen Adıvar, 1940’ta İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954’te istifa ederek evine çekildi ve 1964’te öldü.
  • "Dünyaya karşı demokrasi göstermeligimiz bir Demokrat Parti'miz var.Amerikalılardan 150 milyon borç alacak kadar hürriyetimiz var.Ağaçlar bu yıl boy atmadı,otobüste kaba ettime kıymık battı,bu nasıl hükümet diye kokmaz bulaşmaz tavşan tersi muhalefetlerile apartıman diken muhalif gazetecilerimiz var.Herkes diledigi gibi düşünmekte düşündüğünü yazmakta serbesttir diyen Başbakanımız var.
    Evet bütün bu bol hürriyet numaraları , demokrasi var,muhalefet canbazlığı arasında şu küçücük mizah gazetesini çıkarmağa imkan yok .
    Markopaşa meğer ne kadar büyük bir kuvvetmiş.Biz onlardan onlar bizden korkuyor.Korku dağları beklermiş,şimdi matbaaları bekliyor.Hiçbir matbaa markopaşayı basmıyor.Muharrirleri nezaret altına alınır,mahkemeye verilir.Tehdit edilir.Sözüm ona rekabet maksadile sürülerek mizah gazetsi çıkartılır
    Ey bir cılız kalemden dile gelen hakikat.Sen devlere bile korkutacak kadar mı korkuçsun ...
  • Kitabı Bitirdim...

    Söyleyeceğim çok şey var ama az yazacağım, Öncelikle ben Atsız gibi düşünmüyorum..

    Türk Gençlerine Büyük Türk devlet adamlarına saygı göstermeyi biz Atsız'dan öğrendik ama kendisi yakın tarihin Devlet Büyüklerine çok büyük saygısızlık yapıyor bu iki kitabında, Atsız'ın kendinden başka birisini çok umursamayan bir adam olduğu kindar olduğu ona bir yanlışı olanı ne olursa olsun hemen sildiğini biliyorum okudum ve gördüm..

    Kitaplara Geçelim

    Dalkavuklar Gecesi

    Kitap çok zamanlarda bir Anadolu devletindeki bir kral'ın hikayesini anlatıyor okuyunca anlıyoruz ki o Kral'ı Atatürk'ten esinlenmiş ve bildiğin Atatürk'ün Devlet yönetme şeklini ağır şekilde dalga geçerek anlatıyor bunu şahsen Atsız'ın yüzüne söylemek isterdim "Madem o kadar Vatan sever ve Türkçüsün neden seni bir savaş meydanında yada devlet yönetmek için uğraşan bir adam olarak okumadık o kadar iyi biliyorsan gel otur sen yönet Atatürk'e karışma!!!!" bunu demek isterdim Bilim adamıdır, Tarihçidir, Şairdir, İyi Edebiyatçıdır yalan değil bu eserleri çok güzel edebi anlamda çok akıcı şekilde yazmış kitap dereden akan su gibi okurken akıyor resmen..

    Z Vitamini

    Bu esere gelirsek hırs Chp ve İsmet İnönü nefret'inden dolayı aşağılama ve dalga geçmelerle dolu bir eser kitabın son yerinde öyle şeyler yazmış ki okuyun adam hak veresi geliyor ama ben Allaha Şükür İsmet Paşayı çok okuyup araştırmışım yoksa bende hak verirdim İsmet Paşa savaş sırasında Evlat acısı çekmiş bir babadır, eminim Atsız beyde bunu biliyordu ama işine gelmediği için elbette kitabına koymamıştır..Kitabın çıkış tarihi 1959 tabi Demokrat parti dönemi Chp ve İsmet İnönü'ye karşı olmak hakaretler yağdırmak Devletin gözünde sevap olduğu için o dönem yazmasınada şaşırmamak gerek bizde Nihal Atsız'ı hep böyle dik duran bir sağcı sanırdık işte sağcıların hepsi aynı galiba..

    Keyifle Okumanız Dileklerimle
  • Eskiden Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki fark yorum farkıydı, Demokratlar katı bir yönetimi savunurlarken Cumhuriyetçiler daha liberal bir yapıdaydılar. Ancak sonra durum değişti.
  • "Cumhuriyetin devrimci özsuyunun zehirlenmesi Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle başladı."
    Özdemir İnce
    Sayfa 180 - Tekin Yayınevi, İstanbul - 4.Baskı, Bölüm:  Şükrü Saraçoğlu
  • Yakın siyasi tarihimize hatıralarını ve önemli gördüğü hususları siyasi aktörleri ile birlikte dile getiren yazarın açık sözlülüğü ve samimiyeti de gerçekten ilgi çekici. Atatürkçülüğün nasıl istismar konusuna dönüştüğü, devlet işinde işin erbabına verilmediği, ülkemizdeki komünizm tehlikesi, CHP ve Demokrat Parti dönemleri ve olayları, yakın siyasi tarihteki devlet adamlarını, siyasetçileri ve asker kişileri dile getiren yazar yakın siyasi tarih severler için okunmaya değer bir eser sunmuş. Okumanız dileğiyle
  • Başöğretmenim, "o olmasaydı, hepimiz İngiltere'nin kölesi olacaktık!" demeye bayılırdı.

    "O olmasaydı" derdi, başöğretmenim; "İngilizler ezanı kaldıracak, Kur'ân eğitimini yasaklayacaktı!"

    "O olmasaydı" derdi, başöğretmenim; "camiler kiliseye çevrilecekti."

    "O olmasaydı, İngiliz zulmü altında inim inim inleyecektik!"

    Sözün burasında coşar, sonradan Aka Gündüz'e ait olduğunu öğrendiğim karalamayı, bağıra bağıra okumaya başlardı:

    Yerde o, gökte o,
    Denizde o, her yerde o...
    Varsın, teksin, yaradansın!..
    Sana bağlayamayanlar utansın!

    Başöğretmenimin doğru söyleyip söylemediğini test etmek için, teneffüse çıkar çıkmaz, yere bakardım: Yoktu... Göğe bakardım: Yoktu... Sahile (ilkokulum denize çok yakındı) koşup denize bakardım: Yoktu... 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle insaatı yarım kalmış halkevine bakardım: Orada da yoktu...

    Şairin ve başöğretmenimin gördüğünü, ben bir türlü göremezdim. Hüzünlü hüzünlü döner, ders kitaplarıma bakardım: Atatürk doluydu.

    19 Mayıs 1919'de "çürük Bandırma Vapuru" ile Samsun'a çıkmış, oradan Amasya'ya, sonra Erzurum'a gitmis, Misak-i Millî sınırları Sivas'ta çizilmiş, vatanı kurtarıp Cumhuriyeti ilan etmişti.

    Onu hepimiz çok sevecektik! Çünkü ders kitaplarım ve başöğretmenim öyle istiyordu.

    Peki ama sevgimizi nasil gösterecektik?

    Kolaydı: Padişahlara veryansın edip tüm tarihi karalayacaktık! Sonra her yere bol miktarda heykellerini dikecektik (özellikle darbe dönemlerinde)... Dağlara, taşlara vecizelerini yazacaktık! Kendisini de ilkelerini de kanunlarla koruyacaktık...

    "O" bu isten menmun olacak mıydı?...
    Bunu kimse bilemezdi elbet, öyle olduğunu var sayıyorduk.