Artık mülkiyetin mülk olma haline yeni eklemeler yapıp, buna bakış alanının kapsadığı her yeri dahil edip ve önüne çıkan her şeyi yok etme isteğinin fütursuzca talep edildiği bir biçime dönüştüğünü gördüm.
Bu hikayede insanlar sadece öldürülmüyor, adalete gömülüyor. Gömülen her adalet, bir insanın içinden bir parçayı da alıp götürüyor. Esra geri dönüyor ama eski haliyle değil, Tıpkı ülke gibi, Yorgun, kırık, suskun ve bıçak sırtı...
İşte bu cümle, bu ülkede herkesin bildiği ama konuşmadığı suçlara açılmış bir kapı gibi, Yalnızca bir cinayeti değil, sistematik suskunluğu anlatıyor. Cinayetlerin failleri kadar suskun seyircilerin de sorumluluğunu sorguluyor. Çünkü Türkiye'de cinayetler bazen kurşunla değil, susarak işlenir.