Ot Dergisi

Ot Dergisi

Dergi
8.3/10
625 Kişi
·
2.658
Okunma
·
152
Beğeni
·
1.624
Gösterim
"Yalnızca çok uzağa gitme riskini göze alanlar, yaşamda nereye kadar gidebileceklerini öğrenirler. "
-İnto The Wild
Evdeki makineler bizi özgürleştirecek derken, o makineleri almak adına çok borçlanmak ve makine gibi çalışmak zorunda kaldık.
"Oku" emrini sadece "Diploma al" olarak anlamanın bedelini bugünlerde çok daha ağır ödüyoruz maalesef...
Ot Dergisi
Sayfa 33 - Sait Çamlıca
Çocuk olsam yeniden
Bir tek düştüğüm için acısa içim
Ve kalbim; çok koştuğum için
çarpsa sadece.

Cemal Süreya
Eskiden, yemek yapmayı severdi Selma. Artık bıkmıştı. Domatesi soy, sarımsağı soy, patatesi soy, soğanı soy... İllallah demişti.

On yıldır evli. Kocası, mutfağa adım atmazdı.“Aaahhh!” Parmağını kesti.

Dışarıda yemeyi önerdi. Kabul etti koca. Çıktılar. Trafikten korktukları için yakındaki AVM’ye gittiler. Çocuklar arıza çıkarınca, koca patladı. Karşısında oturan Selma’ya WhatsApp’tan “Sen getirdin bunları bu hâle. Şımarık, terbiyesiz çocukların var, gurur duy! Bir pazarım var onda bile huzur yok!” yazdı.

Selma da yazılı olarak cevapladı:“Huzur mezarda. Tez zamanda kavuşman dileğimle!”

Koca kalktı masadan. Şimdi gider dolanır, üstüne yakışmayan ne kadar kıyafet varsa toplar, kazığın âlâsını yer, AVM kapanmaya yakın eve döner...

Kocasının bol yurt dışı gezmeli tozmalı, her aradığında fonda kadın kahkahalı iş toplantılarından canı çıkardı! Pazar günleri hariç, evde yüzünü gören yoktu.TeIefon elinde, bir göz televizyonda, diğer elle karnını kaşırken,“0ğlum koşmayın, kavga etmeyin, beni delirtmeyin!..” diye söylenir dururdu.

Buna bile razıydı Selma.Annesine dert yanmaya kalksa:“Altı çocuk büyüttüm. Kocasız!" derdi.

Ooof of! Selma da kocası da mutsuzdu ama çocukları vardı. ‘

“Herkesin evliliği çocukların yüzü suyu hürmetine mi sürüyor? Yoksa başka evlerde her şey mi dört dörtlük? Çocuklar melek, koca peygamber, kadın tanrıça mı?”

Kaynanası da sekiz çocuk büyütmekle övünürdü...

Birkaç gün önce bir arkadaşı Funda da kocasından dert yanmıştı. Hatta sunturlu küfürler savurarak “Kanını içsem doymam! Hâlâ görüşüyor o kaltakla!” demişti.

 Bugün aynı Funda, lnstagram’da“Hayatımın anlamı, varlık sebebim, ömrüm, armağanım, kocam... İyi ki varsın, seni çok seviyorum” yazılı bir doğum günü fotoğrafı paylaştı! Şoke olmuştu Selma. “And Oscar goes to Funda!..” diye alkışladı içinden. Yorumlarda hakkı yenilmiş daha iyi bir oyuncu vardı: Funda-’nın yakın arkadaşı, yani “0 kaltak!” ki o da evliydi: “Canlarım hep mutlu olun inş!”demişti!

Ne yani, evlilik, rezaletin en iyi şekilde kamufle edildiği bir gösteri sanatı mı? Önemli olan ne hissettiğin değil; dışarıya ne yansıttığın mı?..

E, Selma gibi yeteneksizler ne yapacaktı? Ne koruyucu sinsiliği ne de tatlandırıcı yalanları vardı...

Herkes uyuyunca salondaki boy aynasının karşısına geçti. Yüzüne baktı. Kırışıklıkları artmış teni solmuştu. Dişleri ne hâle gelmişti sigaradan. Saçları artık her hafta boya istiyordu.““Benim mi bu gözler? Işığı nerde bunların?” Derken patır patır döküldü yaşlar.

Ayna, masallardaki gibi dile geldi: “Yaklaş biraz daha. Işıkların gücü adına, Selma! Sen ne bakıyon anana, kaynana? Çocuk için evlilik devam ettirilir mi bu zamanda? İstemeden kafiye yaptım sana! “Oy kullanmak bir şeyleri değiştirse yasaklanırdı’ yazmıştı geçenlerde arkadaşın İnsta’da.“0 lafın sahibi Lenin değil; Emma Goldman’ demiştin ya? Funda’nın kocasının doğum günü fotoğrafının altına “Hayatınız yalan sizin, her şeyiniz çok saçma!’ yazıp çıngar çıkarsana!” 
Şimdilerde, bilgisayarı olan herkes kitap yazmak hevesinde. Önce iyi bir okur olacaksın ki yazarlığa soyunasın.
Ot Dergisi
Sayfa 12 - Ferhan Şensoy
Türkçe konuş Yasmin, burası Türkiye,” dedi kuafördeki kadınlardan biri.

Yasmin “Dil dediğin fırfırlı etek değil ki istediğin zaman istediğin yere dönsün,” dedi içinden. Sıkıntıdan koltuğun kolçağının altındaki zımbanın kenarlarındaki deriyi minik minik kopardı. Parmağına yapışkan bir şey geldi. Aldı dayadı gözüne. Allah kahretsin, sümüğünü sürmüş biri! Lavaboya gidip çitiledi ellerini.

Fön çektirmek için buradaydı. Fakat elektrikler kesikti. Gazeteciydi Yasmin ve yurt dışından gelen bir heyetin basın toplantısına yetişmesi gerekiyordu. Belirsiz bekleyişten gerilmişti. Etraftaki kadınların kenafir gözleri de cabası. Sıra dışı güzelliği ve gençliği batmıştı altın günü kadınlarına. Fırsattan istifade başladılar Yasmin’e bakarak Suriyelilerle ilgili biriktirdiklerini kusmaya. Yok efendim evlerin kirası onlar yüzünden artmışmış, alışveriş merkezlerini talan ediyorlarmış, el âlemin kocalarını baştan çıkarıyorlarmış, görgüsüzlermiş, kokuyorlarmış, kabalarmış, şehrin dokusunu bozmuşlar, hem insan misafir olduğu bir ülkede nasıl böyle ev sahibinden daha rahat dolaşırmış...

Yasmin Türkçe bilmiyordu ama söylenenlerin hepsini anlamıştı. Bir hışım kalktı. Aynanın önündeki şampuanı ve saç kremini kapıp kadınların başından aşağı döktü. Kadınlar cin çarpmışa döndü.

Yasmin sakince geçip yerine oturdu ve telefonunu alıp arkadaşını aradı. Arapça bir şeyler anlattı. Hoparlörü açıp kadınlara doğru tuttu. Hattaki, Yasmin’in avukatıydı. “Biraz daha konuşacak olursanız Yasmin saçlarınızı, yine susmazsanız dilinizi kesecek. Bu yaptığı da meşru müdafaaya girecek. bilginize” deyip kapattı. Kadınlar donakalmıştı. Gözlerini bile kırpmıyorlardı. Bunca yıllık dedikodu uzmanıydılar, hayatlarında ilk kez duvara toslamışlardı.

Elektrik hâlâ yoktu ve biraz daha gelmezse kuaföre de uçan tekme sallayacaktı Yasmin. Aynadan kuaförle göz göze geldiler. Kuaför, elektrik arızayı aradığını, sadece burada değil. ilçenin tamamında elektriğin kesildiğini, kısa sürede arızanın giderileceğini, biraz daha beklemesi gerektiğini, beklerken daha sakin olmasını, isterse saçlarını örebileceğini. şuradan alıp böyle getirse şöyle sağ tarafı kapatabileceğini anlattı.

Sertçe reddetti Yasmin. Çünkü kafasının yarısında saç yoktu. Sol tarafın saçıyla sağı örtmek gerekiyordu. Bu da ancak fön makinesiyle mümkündü. “Sığınmacılar da hiçbir şeyden geri kalmıyor canım!” diyecek kötülükteki, şampuanlı saldırıya uğramış kadınlardan biri kendine gelmişti. En sevdiği oyuncağını kaybetmiş çocuk gibi ağlamaklı olan Yasmin’e yanaştı. Sigara tuttu. Teselli sözleri söyledi. Yaşı çok gençti, böyle sıradan bir şey için ağlanır mıydı! Hem savaş görmüş insanların daha güçlü, daha sağlam durması gerekmez miydi? Geç kalsındı. Gitmesindi. Üç günlük dünyaydı. Önemli olan hayata tutunmak, ayakta kalmaktı.

Sahi onun işi neydi? Gazeteci miydi, iyiydi. Onlarınki de bir nevi gazetecilikti ama kimse onlara para ödemiyordu. Canları çıkıyordu oradan oraya laf taşımaktan.Ama kimse onlara şişmiş kısır, kabarmamış kek, bayat yufkalı börekten ötesini vermiyordu. Bu arada ne iyi etmiş de az önce onların ağzının payını vermişti. İki kişi daha böyle yapsa meslek değiştireceklerdi.

Kuaför çekti kadını, vaziyeti anlattı:Yasmin’in nişanlısı da onun gibi Suriye’de muhalif bir gazeteciymiş. Birlikte tutuklanmışlar Yasmin’e nişanlısının gözü önünde tecavüz edip nişanlısını Yasmin’in gözü önünde kurşuna dizmişler. 'İşkenceci tecavüzünden hamile kalmış Yasmin. Üç zeytin bir parça ekmekten fazlasını görmediği için, düşmüş bebeği. Başından aşağı gerçek anlamda kızgın yağ döküldüğü için saçları, kafasının ve yüzünün bir bölümü yanmış. Bir yıl hücre hapsinden sonra kaçıp Türkiye’ye sığınmış. Bugünkü toplantı dahil her şey onun için artık hayatiymiş. Kıldan ince bir bağla bağlıymış hayata. En ufak bir aksilik bu bağın bıçağıymış...

Kadın bunları duyunca bir an gerçek mi diye düşündü. Öyle ya bazı insanlar için, birebir aynısını yaşamadığı hayatlar ya abartılı süslemeler içerir ya da hayal ürünüdür. Yükü en ağır hikaye hep kendininkidir...*
62 syf.
·7 günde·6/10
Okuduğum ilk OT. Sayı 60 ise okuyacağım ikinci OT olacak ve sanıyorum son olacak. Popüler Science dergisine de reklamlar yüzünden kızgınım OT gibi. Bu kadar reklam? İki üç yazı dışında beni heyecanlandıran bir şey yok içeriğinde. Google veya Vikipedi'de takılmak gibi. Dücane Cündioğlu ve İhsan Oktay Anar kaleme aldıklarıyla dergiye renk katmışlar. Ayrıca Sıddık Akbayır'ın Nuri Pakdil hakkında yazısı güzel olmuş, "izdihamca" olmuş. İçinden güzel alıntılar çıkarılacak dergidir, reklamlara tahammülünüz varsa okuyunuz.
68 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Nerdeyse Şubat geldi ama sayı anca bitteşön. :) Dergiyi biraz geç temin etmem ve sınavları vermiş olmanın getirdiği rehavet nedeniyle bu ara biraz okumayı boşladım. Bunun sonucunda odaklanılsa daha kısa sürede bitebilecek bir dergi bu kadar uzun süreye yayıldı. Sayfa sayısı olarak ortalamasının birazcık üzerindeydi bu sayı. Okuyan bendeniz için güzel bir durum olsa da hazırlayanlar için bir o kadar da zahmetli olmuştur. :)

Kapakta bu ay Edgar Allen Poe'ya yer verilmişti ve bunun üzerinden polisiye romanlarla alakalı önemli bilgiler vardı. 8-8.5 sayfalık bir alan ayrılmıştı bu konu üzerine gayet kabul edilebilir bir miktar 68 sayfa üzerinden baktığımızda. ( KAFA Dergisi Uğur Mumcu'yu kapağa taşıyıp kapak hariç toplamda 4-5 sayfada bahsetmek gibi bana göre yetmeyecek bir durumda bulunmamışlar en azından. Zaten bir yazı 2 sayfaya dağıtılmış fotoğraf nedeniyle bir başka yazı da önceki senelerde yazılmış bir yazıya yazarının iki üç cümle eklemesiyle yayınlanmıştı. )

Bu ay dergide dikkatimi çeken alıntı sayısı fazla oldu. Dergi içindeki bilgilendirici yazıların artması son derece güzel bir şey. Umarım hep böyle devam eder. Özellikle de Sinan Canan'ın yazıları farklı bir açıdan bakmamı sağlıyor. Bu ay sayıda yer alan "Suçlu mu, 'Hasta' mı?" yazısı psikopat olarak tabir ettiğimiz kişilerin bir yandan da hasta olduğu gerçeğini hatırlatması dikkat çekiciydi. Belki de sürmanşette "ailemizin seri katili" Dexter Morgan'a da selam çakmış olması yazıya olan ilgimi arttırdı bilemiyorum. :)

Kısacası OT gibi dergilere öcü gözüyle bakan önyargılı site üyelerine aldanmayın efendim. Okuyun ve okutturun bu dergiyi. :)
62 syf.
·4 günde·8/10
Bu sayıyı çok sevdim, Oğuz Atayla ilgili bilmediğim çok şey varmış onları öğrendim,ıhlamur günlükleri yine Harika ve Atilla Taş'ın "Parayla kültürün kimde olacağı belli olmaz" adlı yazısını çok beğendim,Dücane Cündioğlu'nun yazısına da bir göz atın derim. Bir de dergi de bir soru vardı "Hayvanlar konuşabiliyor olsaydı en küfürbaz hayvan hangisi olurdu?"
Çevreme sorduğumda ağırlıklı olarak hamam böceği yanıtını aldım, benim cevabım ise sivri sinek(kulağımızın dibinde vızır vızır başımızın etini yiyor) :)
Keyifli okumalar diliyorum...
60 syf.
Heidi" nin neden yalın ayak olduğunu bu sayıyı okurken öğrendim. 1789 da İsviçre"de 14 yaşından küçük çocukların fabrikalarda çalıştırılması yasaktı. Buna karşılık vergi borcu olan, boşanan, hapse düşen yoksul ebeveynlerin çocukları, başka ailelere satılıyordu.Heidi'de o çocuklardan biri.
64 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
OT Dergi eskisi kadar keyif vermemeye başladı. Bunu komikli yazı üzerinden değerlendirme yaparak söylemiyorum. Evet hâlâ aldığım ve okuduğum bir dergi ama eski tadı alamıyorum. Takip etme sebebim de tamamen biriktirme isteğimden. Şu an vereceğim puan bu dergiyi puanladıklarım arasında en düşüğü olacak. Bu kadar bile vermeyi düşünmüyordum da Sabahattin Ali hatrına olacak o da. Dergi umarım eski kalitesine geri döner.
60 syf.
·4 günde·8/10
Elimde okuduğum Bukowski'nin Ekmek Arası isimli eserini okurken D&R' de Bukowski'li kapağı görünce ilk defa OT Dergisi aldım. Çok fazla siyasi içerik olmasına rağmen gerek edebi açıdan olsun, gerek mizahi açıdan doyurucu ve kesinlikle boş bir dergi değil ama çok fazla siyasi geldi. Poster hediyeli ve makalelerden oluşuyor. Farklı karikatürler de var çok güzeldi beğendim. Aforizmalar ( özdeyişleri ) ve farklı önemli yazarların kısa kısa bilgi ve sözleri de gayet hoş. Büyük yazarların araştırma ve makaleleri var. Murat Menteş, Hakan Bıçakçı, Aydilge, İhsan Oktay Anar, Ali Lidar, Haydar Ergülen gibi isimlerin farklı cümleleri çok güzel tavsiye ederim ama Tuhaf Dergi, Kafkaokur ve Sabitfikir arasında en siyasi olanı diyebilirim. Verdiğim parayı hak ettiğini de söylemeden geçemem...
50 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ekim ayı dergilerimin ilkini bitirmiş bulunmaktayım. İçeriği çok iyi düzenlenmiş, bir solukta okunabilen bir dergi. Güncel olaylara fazlasıyla yer vermesi dikkatimi çeken bir başka özelliği benim için. Bu ayki sayı da Atilla İlhan kapağı ve konusuyla yer edinmiş. Derginin bu sayısına tek eleştirim Atilla İlhan’ın hayatını, sanatını, edebiyatını biraz daha fazla ele alabilirlermiş. Ama genel olarak her zaman ki gibi iyi bir sayıydı. Atilla İlhan demişken biraz ondan bahsetmek iyi olur:

15 Haziran 1925'te Menemen'de doğmuştur. Tam ismi, Attila Hamdi İlhan'dır. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı.
1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Şair bu gerilim havasını ilk şiirlerinde olmasa da özellikle Bela Çiçeği gibi kitaplarında eski günlerini yad ettiği ya da eleştirdiği şiirlerini yayımladı. Birkaç kez gözaltına alındı.
1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. On beşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de evlendi, 15 yıl evli kaldı.
Yazarın 'olgunluk dönemi' diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam'da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez'de Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrası'nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik -materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır. Her romanda yer alan karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden herbiri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür.
Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirdi. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozuldu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı.
Buradan daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

https://www.antoloji.com/attila-ilhan/hayati/

http://www.milliyet.com.tr/...erleri-molatik-8189/

Derginin bütün yazılarını ve yazarlarını severek takip ediyorum. Özellikle Sıddık Akbayır’ın ‘Aşkolojik Açıdan Söz Sanatları’ duygularımı depreştirmedi değil. Ali Lidar’ın Jules Verne yazısıyla onun hakkında çok daha fazla bilgi edindim. Çocukluk hatıralarım canlandı diyebilirim. Mehmet Uzun’un duygularını, Ahmet Kaya’nın aşkını, Nilgün Marmara’nın acılarını, Hayko Cepkin’in öfkesini hissettim. Oktay Rıfat’ın şiirinin konusunu bir de Ömer Erdem’den okumuş oldum. Eh tabi film ve tiyatro sektöründeki çalışmalardan da haberimiz olmuş oluyor. Birde Cumaittin Turap’ın yıllar boyu hayalini kurduğu çalışmasını unutmadan buraya eklemeliyim. Ordu’nun Sayacabaşı köyünde Astro Cumali Gözlemevi’ni kuran ama ne yazık ki bizim cahil milletimizin tacizlerine maruz kalan abimiz umarım hakettiğin değeri, desteği bulur ve yapmak istediğin çalışmaları teker teker gerçekleştirebilirsin.

Çok uzattım sanırım. Umarım sizinde keyifle okuyacağınız bir sayı olur.
60 syf.
·7 günde·4/10
"Ruhuma musallat olmuş o uçurumların kenarında yaşayabilmek için aylardır usanmadan çocukluğumun yüzlerini, sokaklarını, ağrılarını yazıyorum. "
"Birlikte ağlayalım diyorum. Ülkenin hangi yanına dokunsak altından ağlayacak bir yara çıkıyor farkında mısın? Hangi fotoğrafa baksak içimizi sızlatan bir yüz var."
(Tarık Tufan)
62 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
4 gün yazdığına aldanmayın vakit bulamadığım için bu kadar geç bitti. Başlar başlamaz sonuna kadar okunacak kalitede ve akıcılıkta bir sayı olmuş. Atilla Taş'ın hapishane günleri ile ilgili anlattıkları ve Ferzende Kaya'nın "Sağcı Türkü Solcu Türkü" başlıklı yazısı dergide en çok dikkatimi çeken yerler oldu.

Öte yandan 10 puan verebileceğim bir sayı değildi ancak ortalamanın 7de olduğunu görünce bu kadar düşük puanı hak etmediğini düşündüğüm için 10 puan verdim.
62 syf.
Ot dergisinin bu sayısı resmen buram buram edebiyat kokuyordu, okurken hiç bitmesin istedim. Ayraclari ve yanında verilen küçük defter çok güzel. Keyifli okumalar.