Günlerdir ülkede kurak geçen nisan ayı, İstanbul'da neredeyse insanları canından bezdirmişti!
Güzel yemekleri yapmaktan oldukça yorulan yemek Peri'si, birazcık dahi olsa nefes almak için, çok sevdiği deniz kenarına gelmişti.
Yanında getirdiği kamerası ile çektiği bir çok fotoğraf, yorgunluğunun tamamını gidermese de, gününü ve kendini daha iyi hissettirmişti.
Öyle ya istediği bir çok şeye o an sahipti,
İstanbul, güzel yemekleri yapmak,deniz,fotoğraf ve dingin bir kendisi olarak.
Kendi gibi olmayı beceren herkes ve herşey gibi,nisan ayı da kendini hatırlamış olmalı ki,aniden bir yağmur başlatmıştı.
Peri bunca sevdiği şeyin üzerine,sevdiği yağmur da eklenince, daha bir şen ve daha bir mutlu olmuştu.
Yürüyüş hızını düşürerek,daha çok yürüdü, denizden gelen iyot kokulu dalga serpintileri ve yağmur altında.
Su arınma idi ya tüm inanışlarda!
Peri'de o an dünyadan tüm arınmışlığı ile uzaklaşmak istiyor gibiydi, yağmurun verdiği güçle.
Bir zaman sonra yağmurun ulaştığı ilikleri, artık bir kahve ve sıcak bir yer ihtiyacını hissettirmişti.
Sol tarafında gördüğü bir kahve dükkânının buğulu camları,adeta mola noktan benim diye çağırıyordu.
Tüm arınmışlığı ile sadece kendi olan Peri,o ânın ruhuna uygun olan çok sevdiği sade bir kahve sipariş etmiş, kahve hazır olana kadar da, çocukluğundan beri en sevdiği oyunu oynamaya başlamıştı.
Çocukken etrafında olanlara her aktardığında,ona deli gibi bakılmasına yol açan oyundu bu, baktığın şekiller ya da nesnelerden bir figür hayal etmek! Bir bulut vardı gri hava üzerinde biraz daha koyuluğu ile, sanki biraz önce geçen geminin dumanı gibi gelmişti ona!
Paraeidolya idi çok sonra öğrenmişti, kendisine hayalgücü olarak derinlik katan ama başkalarının gözünde deli gibi görünmesine yol açan şeyin adı. Ve artık biliyordu ki bu delilik değil bir