olmamış! yazar yazamamış! şimdi neden daha ilk başta yerden yere vurduğumu burada söylemek istemiyorum!
yazarda selman kayabaşı ekolüne dahil olma çabası var. mert adaşla girmeye çalıştığı anlamsız rekabete de, adı üstünde, anlam veremiyorum!
kitap hikmetten oldukça uzak. selman hocanın ve öğrencilerinin kitaplarında aşikar bir tarikat ekolü var. yazılarda nispeten hikmet olduğu da görülüyor. bazen karakterler erenlerin tedrisatından geçmiş gibi duruyor.
bu kitapta ise baştan sona, ne idüğü belirsiz bir diyalog var. bunlar kim, kim kiminle konuşuyor belli değil.
bilgin birisi anlatıyor, diğeri de bazen merak ettiklerini sorarak eşlik ediyor. neredeyse sofinin dünyası seviyesine düşmüş.
aralarında gerçek bir saygı bağı da göremedim. ifadeler pek çok kere kahvehane ağzıyla yazılmış.
yazar kitapta bir "heyet"in varlığını ispatlamaya girişmiş. fakat buna, herkes derken "teşkilat" diyememiş, kendisi yeni bir terim icat etmek istemiş herhalde. ayrıca 'rakip' kitapları eleştiren bir kitaba ilk kez şahit oluyorum!!!
ana fikrin tamamı, piyasadaki kripto-siyasi-kurgu kitaplarında var. gerisini yazar kendi tarih bilgisini aralara serpiştirerek doldurmuş. yani ben bu kadar iyi tarih biliyor olsaydım, bu kitabı, bu türde okuduğum onca kitaptan edindiğim bilgilerle yazabilirdim.
hadi diyelim ki, bu konuda yenisiniz, alın okuyun. aralardaki tarihi bilgiler oldukça güzel. hiç vakıf olmadığınız için de teşkilat meselesi kafanızda az çok karşılık bulacaktır.
ama bunca iddialı çıkış yapınca, biz de iddiasına yakışır şekilde haklı olarak yerden yere vurabiliyoruz!
yoksa metal fırtınalardan bu yana, bu tür kitapların aslında edebî olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de biliyoruz!
ikincisini de okuyacağım. siz de okuyun bence.