Geç kalmıştık.Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi.Rumeli'yi kaybetmiştik...Halep büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir , Beyrut büyük bir şehir , Kudüs büyük bir şehir ve hepsi yabancı idi. Lübnan havası, bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi.
Fakat her yere :
-BİZİM diyorduk.
Şam , evimiz kadar bizim.Lübnan bahçemiz kadar bizim...Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize damarlarımızdaki kandan geldiğine şüphe yoktu.
Suriye ,Filistin ve Hicaz'da:
-Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:
-Estağfurullah! idi
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş , ne de vatanlaştırmıştık.
Zeytindağı'nın tepesindeyim.Lût Denizi'ne ve Gerek Dağlarına bakıyorum.Daha ötede, Kızıldeniz'in bütün sol kıyısı ,Hicaz ve Yemen var.Başımı çevirdiğim zaman Kamame'nin kubbesi gözüme çarpıyor . Burası Filistin'dir.Daha aşağıda Lübnan var;Suriye var;bir yandan Süveyş Kanalı'na ,öbür yandan Basra Körfezi'ne kadar çöller,şehirler ve hepsinin üstünde Bizim Bayrağımız! BEN BU BÜYÜK İMPARATORLUĞUN ÇOCUĞUYUM.