Vatanın tam bağrındayım ama gurbet içimde durmadan büyüyen bir acı. Bir şehrin içindeyken ona hasret çekmenin ne olduğunu belkide bilmezsiniz siz. Ben bu şehre böyle hasretim. Bu şehir benim için biraz Rukâl demektir çünkü, biraz Huri demektir..
Ama mutlaka Leylâ demektir. Bin kere Leylâ..
İşbu mânâ-yı bedîhî görünen gün gibidir
Ömür bin yıl dahi olsa yine bir gün gibidir.
[Güneş gibi parlayan bir manayı size söyleyeyim mi?
- Ömür bin yıl da olsa bir gün kadar kısadır.]
Leylâ!.. Bilmelisin ki bu tekkede benim bütün yangınlarım senden idi. Sana varacak yolculuklarda aşkını yüklediğim mumdan gemilerim ateş denizlerine çakılıp kaldıkça durmadan ağladım, eridim..
Şairin, güzeli ve güzelliği nerede ve nasıl gördüğü önemlidir. Bâkî onu İstanbul'da, Fuzûlî hayalinde, Nedim sokakta, Nâbî de düşüncenin giriftliği içinde görmüştü.
Siz onu kalbinizde buldunuz ve "Bir şulesi var ki şem-i canın / Fanusuna sığmaz âsumânın" diyebildiniz.
Aşk gönlün işiydi ve onun olduğu yerde aklın yeri olmazdı. Akıldan geçmeden aşk gönüle girmezdi.
Duygular düşüncelere hakim olunca başlardı aşk. Düşünceler duyguları yönlendirirken sevgiden bahsetmek kadar yalancılık da olmazdı.