Bu savaş, Çanakkale Savaşı, hiçbir silahın vatan sevgisinden daha güçlü olmadığını bu kuşağa öğretmekteydi. Ve bu kuşak, vatan sevgisinden başka sevgili bilmeden canını veriyordu.Ağır yaralı olmak cephede bir kafes içinde olmak gibi... Merminin düşeceği yer meçhul ve siz düşmanı bekliyorsunuz...
Tek gerçek, gelincik tarlası ve bombardıman altında kavrulan toprak... Tek gerçek, mermi çukurunda uçuşan insan parçaları... Ve tek gerçek. az önce konuştuğunuz arkadaşınızın yanı başınızda duran cansız bedeni...
Suriye, Filistin ve Hicaz’da, “Türk müsünüz?” sorusunun birçok kereler cevabı “Estağfirullah!” idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.
Rusya, İngiltere ve Fransa egemenliği altında yaşayan Müslümanlara büyük iş düşüyordu. Onlar hem bu ülkelere karşı ayaklanacak hem de Osmanlı askerleri kendilerini ve ailelerini öldüseler bile ses çıkarmayacaklardı. Alman, Avusturya ve Macar askerlerine karşı gelen Müslümanlar cehennem azabına uğrayacaklardı. Fetva böyleydi çünkü.
Abdülhamid zamanında devlet tamamen merkezileşmişti. Tek merkez Yıldız Sarayı olmuştu. Bürokrasinin hiçbir şekilde kendi başına karar verebilecek niteliği kalmamıştı. En basit işler bile saraya soruluyor, sadece İstanbul değil, uzak vilayetlerin bürokrasisi bile bu saraydan talimat almadan iş yapamıyordu.