Yıllar.. geçinme çabasıyla, yaşama çabası, sevme çabası... yalnızca çabalarla- geçmişti.
Ama çaba mıydı bunlar gerçekten? Yoksa tam aksine eylemsizliğin ta kendisi miydi?
Ama bir çaba yoksa bile, tüm bu çabasızlık, devinimsizlik, taşlaşma içinde dahi bir çaba -artık ona çaba denemezse de- belirsiz, çok derinde, ama belirsizliğine, görünmezliğine karşın inatçı, süregelen, arayan, koklayan, tırnaklaıyla eşeleyen bir şey yok muydu?
Bir bakış, tek bir sağlam duygudan yükselen bir bakış olsaydı, bir ayçiçeği gibi doğrulup açılan, yüksekte süzülen bir kuşun gözü gibi tüm bir zamanı gören bir bakış olsaydı,
bu bölük pörçük yaşam parçalarını, sürpüntüler gibi dağılmış yaşantıları, saçılı kırıntıları kuşatır, bir ufku tüm enginliğiyle çizerek toparlardı:
çiçek açan, gören duygu; ışıldayan, ufkuna doğru yürüyen kendinden emin, sarsılmaz anlam;
her şey sağlam, uyumlu, eksiksiz.
Ama neredeydi bu göz? Bu yıkıntıların arasında bir yerde mi?
Sakatlanmış martıda mı, ya da yoksa şu misinadan çırpınarak yükselen, ölmekte olan balığın içinde mi?