Bir keresinde Madam Magloire piskopasa tatlı bir kurnazlıkla şunları söylemişti;
- Monsenyör, her konuda tutumlu olmayı savunuyorsunuz, bu tarhtan yararlanmıyorsunuz, buraya çiçek yerine salata ekmek daha doğru olmaz mı?
- Madam Magloire, diye karşılık vermişti piskopos, güzellik yarar kadar yararlıdır. Kısa bir sessizlikten sonra da eklemişti, belki daha yararlıdır.
“Cahillere elinizden geldiğince çok şey öğretin; toplum ücretsiz eğitim vermediği için suçludur, kendi karanlığını kendi yaratıyor. Günah karanlık ruhlarda işini daha kolayca görür. Suçlu günahı işleyen değil, karanlığı yaratandır.”
Shire'da akşam alınca kurşun rengini
ayak sesleri duyulurdu Tepe'de;
tan vaktinden önce giderdi
tek söz etmeden, uzun bir seyahate.
Yabaneller'den ta Batıkıyıları'na
kuzeydeki issızlardan, güneydeki tepelere gizli kapıdan, ejderha ininden,
geçti karanlık ormanlardan keyfince.
Cüce, hobbit, elf ve insanla
ölümlü ve ölümsüz ahaliyle
daldaki kuşla, indeki hayvanla
konuştu kendi gizli lisanlarında.
Ölümcül bir kılıç ve şifalı bir elle,
bükülüyordu beli yükü altında,
çınlayan sesi ve yanan işaretiyle,
yorgun bir hacıydı kendi yolunda.
Tahtına kurulmuş bir irfan sahibi
kızmakta çabuk, daha da kolay gülmesi
yaşlı bir adam şapkası hırpani
yaslanmış duruyor, asası dikenli.
Köprüde durdu bir başına
ne ateșe pabuç bıraktı ne de gölgeye;
asası kırıldı taşa vurunca
irfanı öldü gitti Khazad-dûm'da.