Ama kendini görmeyi her zaman kolay bulmuştu, en azından kafasının içinde. Tüm anıları, bir şeyler yapan ya da bir şeyler izleyen kendine dair küçük resimler gibiydi. Kafasının önündeki iki delikten bakan birinin göreceği resimler gibi değildi. İçinde, her zaman kendisini izleyen bir parça olmuştu.
Ne o kimseyi sevmiş, ne de sevilmişti. Kendi içi de, hayatı da bomboştu; yalnızca umutsuzluğu hissedebilen bir robot misali oradan oraya gidip normal bir insan gibi davranıyordu. Yalnızca en temel gereksinimlerini karşılıyordu.