Paul birden çarşafları yatağın üzerine doğru fırlattı ve beni kendine çektiğinde göğsüne çarparak afalladım. Kolları sanki beni korumaya alır gibi sıkıca bedenimi sarmalayıp çenesini başıma yasladığında teninin sıcaklığına teslim olarak gözlerimi kapattım.
"Kalbim nasıl atıvor, dinle." Eli hem saçlarımı okşadı hem de başımı göğsüne bastırdı usulca. "Dinle sana neler söylediğini."
"Neler söylüyor?" diye mırıldandım. "Anlayamadım pek..." Muzırca güldüğümde benimle birlikte güldü. Hislerini onun ağzından duymak hoşuma gidiyordu.
"Bu adamın gördüğü ilk günden beri dinmek bilmeyen bir tutkuyla sana
bağlandığını itiraf ediyor," diye fısıldadı kulağıma eğilip. "Uzun zamandır bugün için delirdiğini söylüyor, duyuyor musun?"
"Başka?" dedim şımarık bir şekilde omuz silkerek.
"Seni hep çok seveceğini... Eğer istersen onun tek sahibi olacağını söylüyor."
"Kimin?" Keyifle sırıttım.
"Kalbimin," dediğinde hızlanan kalp atışlarımın sesini duymasını isteyerek başımı çıplak göğsünden ayırıp geriye çekildim.
Ürkek bir biçimde yüzüne uzattığım parmaklarım kumral sakallarını okşarken yavaşça kendime doğru çektim. Ne yapmak istediğimi anlayınca bir adım öne çıkarak göğsüme doğru eğildi.
Başını göğsüme yasladığında parmaklarım dağınık saçlarında gezinirken, "Dinle..." diye mırıldandım. "Kalbim sana neler söyleyecek."
"Kalp dilim pek iyi değil... Ne dediğini anlayamıyorum ama epey hararetli konuşuyor sanırım. Çok hızlı atıyor, dedikten sonra gülüşüyle birlikte göğsüme çarpan sıcak nefesi ürpermeme neden oldu.
"Hımm..." dedim ona söyleyeceklerimi düşünmek için kendime zaman tanıyarak. "Kalbim sana teşekkür ediyor. Beni sevilmeye değer gördüğün için... Kalbinde bana yer açtığın için..."