“Şimdi kuşlar, sıçanlar, tırtıllar, çakallar, yaşayan ne varsa ya öldürmek ya da öpüşmek için birbirinin üzerine atılacak… Tanrım ne biçim bir dünya yaratmışsın, bir türlü anlayamıyorum.”
“Birdenbire yine içinde ayrılıp gitme tutkusu kıpırdandı, gitmek istedi, Tanrı’yı da yanına alıp gitmek! Burada, Kastelo’da ruhu ufalanıyordu, her geçen gün bir tüyü daha yolunuyordu. Bunca yıldır bu insanlarla uğraşıyor, onlara kilisenin minberinde, sokaklarda, her nerede bulursa orada sesleniyordu. Sesleniyordu da ne oluyordu? Bitmiş miydi kötülük, azalmış mıydı? Tüfekleri mi bırakmışlardı, öldürmüyorlar mıydı artık? Birisi ama yalnızca birisi bile daha iyi bir insan olmuş muydu? Bir kadın ya da bir adam? Hiç kimse. Gitmeliydi, gitmeliydi; Tanrı’yı da yanına alıp buradan çekip gitmeliydi.”