Soğuk bir gün doğumunun durağan sessizliğinde;
Bir zamanlar ışıldayan ruhu artık mutluluk olgusuna bir yabancı olan ve benliğini kaybetmiş birine dönüşmüş olduğunu fark edecekti.
Kısılıp kaldığı bu derin sessizliğin içerisinde, uzaklara dalıp gittiği tüm o an'ları toplayacak olsaydı, elinde kalacak şey adeta o kısa bir ömrünün neredeyse tamamı olacaktı sanki..
Bir zamanlar onu hayatta tutan tek şeyin sahip olduğu umudunun olduğunu fark edecekti..
Zaman geçecek, ama o kendisini merak etmekten alıkoyamayacaktı.
Acaba o bütün bunları hak etmiş miydi? Belki de etmişti, hatta belki de daha fazlasını hak ediyordu. Bir zamanlar kalbinin sesini dinleyen birinin başka bir hayatı acımasızca harcamış olması.. Yıllar sonra fark etmiş olsa da bu farkediş hiçbir sonucu değiştirmeyecekti. Kendisi için bir ışığı kucaklarken bir başkası için bir derin karanlığa sebep olmuştu belki de..
Suçlamamak, belki... Ama affetmek!? En zoru da kendisini affetmesi olacaktı. Daha kendisini affedemeyen bir insan bir başkasını nasıl affedebilirdi?
Düşündü, düşündükçe öfkesini içten içe ezip parçalamaya başladı.. Kemikleri içten içe titrerken, o gülümsemeye devam etti başkalarına karşı- mutluluk saçmaya çalıştı.. Çünkü iyi olan her şeyin paylaşıldığında güzel olduğuna inanmıştı..
Geçen zamanla birlikte hiçbir şeyin bir daha aynı olmayacağını fark ettiğinde, hissizleşen düşünce mekanizması- umursamamayı öğrenmişti..
Artık içinde sevmeye dair bir güç kalmadığını fark ettiğinde kaldırmış olduğu beyaz bayrak aslında bir pes ediş miydi, yoksa içten içe artık kendisine mutluluğu yakıştıramamasından dolayı mıydı?
Bir zamanlar karma'nın düşüncesi bile içini kasıp kavuran fırtınaları saniyeler içerisinde dindirebilirdi. Ama görülen o ki zamandan daha güçlüsü yoktu, her şey değişmişti artık. Nihayetinde bir