Yine geldin… ve yine gittin.
Varlığını bir gölge gibi bıraktın üzerime; gördüm seni, hissetmek istedim ama sen dokunmadan çekildin. Sanki varlığın sadece gözlere ait, kalbin ise benden saklıydı.
Oysa benim ihtiyacım bir bakıştan fazlasıydı.
Soğuk gözlerinin ardında, buz tutmuş kalbinin en derin yerinde saklanan o küçücük sıcaklığa dokunmak istedim. Belki bir anlığına erir, belki bana da değecek kadar çözülür diye bekledim. Ama sen… yine eksik bıraktın.
Beni kimsesizliğin ortasında bıraktın.
Ve garip olan şu ki, bu hiç de yabancı bir hikâye değildi. Hep böyle değil miydi zaten? Gelip yarım bırakmak, hissettirmeden çekilmek…
Neye şaşırdım ben, bilmiyorum.
Ama herkes görmezden gelse bile, sen bilirdin.
İçimde sessizce çöken o yıkımı, kimsenin duymadığı o çöküşü… sen hissederdin. Ben söylemeden, ben göstermeden… içten içe öldüğümü anlardın.
Şimdi soruyorum sana.
Kimsin sen?
Bir var olup yok olan bir hayal mi, yoksa kalbimin en zayıf yerini bilen bir yabancı mı?
Ve en çok da…
Ne yapmaya çalışıyorsun?