Şurama... Tam şurama, göğsümün ortasına bir taş bağlasalar, ağırlığı altında ezilsem, canım bu kadar yanmazdı. Taş dediğin dışarıdan baskı yapar, ezilir geçersin. Ama bu? Bu içeriden gelen bir darlık. Duvarlar üstüme gelmiyor, ben kendi kabuğuma sığamıyorum. Ruhumu benden koparıp çıkarmak istiyorlar sanki.
Diri diri yakılmak nasıl bir his? Şu an tam olarak bu işte. İçimde küle dönen bir şeyler var ama bitmiyor, tükenmiyor. Üstelik o yangın yetmezmiş gibi, bir de üstüne tuz basıyorlar. Her saniye, her düşüncede o sızı yeniden uyanıyor. İnce ince, delicesine bir sızlama... İnsan kendi içinde nasıl mülteci olur? Kendi kalbinden nasıl bu kadar sürgün edilir?