Ruhunda hem Diyarbakır'ın acısı ve hüznüne eşlik eden bilgeliği, hem de izmir'in huzuru ve özgürlüğü vardı. Sevdiği bu iki şehre dair duygular sanki bütünlesmişti. Belki de Diyarbakır ve izmir'e ait ruhsal melez olmustu. Bu mümkün müydü, insanlar, genetik melezler gibi iki sehrin de ruhunu taşıyan melezler olabilir miydi acaba
Daha adil ve özgür bir dünya hayali için mücadele ederek tüm yaşadıklarnı ruhunda açtığı yaraları iyileştirmeye çabalıyordu. Onun için üzülüyorken, acılarla ve zorluklarla dolu olsa da sahici hayat yaşamasına imreniyordu. Güçlü bağlar kurduğu Diyarbakır'in, tarih öncesinden gelen hüznünü içine alarak onunla yaşamak istiyordu.
izmir`den kendisi için Kaf Dağinin arkası haline dönüşen Diyarbakıra demir kanatlı kuş ile uçmustu, bilgi ağacının dallarında yaşayan kuşların hükümdarı Simurg'u, bulmak umuduyla, Artık șimdi anlamıştı, yaptığı șey Kaf Dağí'nın arkasındaki Simurg a değil içine yolculuktu. Bu iç yolculukta, Mezopotamya`nın acısı ile beraber bilgeliğini de içine alarak geri dönüyordu.
Sürekli acılar üreten coğrafyada yaşıyor olmanın doğal sonucuydu belki bütün bunlar. Çatısmaların olduğu coğrafyada yaşayan insanlar ne ruhsal ne de fiziksel potansiyellerinin farkına varabiliyorlardi ne de kendilerine temel özgürlük alanı yaratabiliyorlardı. Yaşama amaçları, farkında bile olmadan sadece hayatta kalma haline geliyor ve bunun dışında olan her șey çok sıra dışı geliyordu onlara. Hatta hayatta kalanlar suçluluk psikolojisine dahi kapılabiliyordu.