Ailemin Yahudi geleneği sayesinde, yemeğin birbiriyle bağlantılı iki amaca hizmet ettiğini biliyorum: Yemek hem seni besler hem de hatırlamanı sağlar. Yemek ve öyküler birbirine karışmıştır- tuzlu suyun aynı zamanda gözyaşı olması, balın tatlı olmakla kalmayıp insanı tatlı dilli de yapması, Matsa'nın acılarımızın ekmeği olması gibi.
Diğer öyküleri anlatılamayacak denli ağırdı belki. Belki hayata tutunuşuyla değil hayata kattıklarıyla bilinmek istediğinden, kendi öyküsünü kendi seçmişti. Belki de hayata kattığı şeylerin içinde saklıydı hayata tutunuşunun öyküsü: Yemekle ilişkisi, hakkında anlatılabilecek tüm diğer öyküleri kapsıyordu. Yemek, onun için yemek değildi. Dehşet duygusuydu; saygınlık, merhamet, öç, neşe, aşağılama, inanç, geçmişti ve elbette ki, sevgiydi. Bize sunduğu meyveler, soyağacımızın tahrip edilmiş dallarından toplanıp da getirilmişti sanki.