Paul Lafargue

Paul Lafargue

Yazar
7.7/10
197 Kişi
·
584
Okunma
·
42
Beğeni
·
2.268
Gösterim
Adı:
Paul Lafargue
Unvan:
Fransız Uyruklu Düşünür ve Eylem Adamı
Doğum:
Santiago, Küba, 15 Ocak 1842
Ölüm:
26 Kasım 1911
Paul Lafargue (15 Ocak 1842-26 Kasım 1911); Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamı. Küba'nın Santiago kentinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa'da Tıp Akademisi'ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı giderek genişleyen gençlik devinimine katıldı. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel'den Feuerbach'a, Fourier'den Comte'a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon'dan etkilendi.

1865'te Marx'la tanışmasının, üzerindeki Proudhon etkisinin kırılmasında büyük rolü oldu. Marx "yakışıklı, zeki, enerjik ve sportif" bulduğu bu gencin, kızı Laura'yla evlenerek aileye katılmasına da izin verdi.

Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi'den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra'da tamamladı ve karısı Laura'yla birlikte yeniden Paris'e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu; kendini tümüyle sosyalist düşünce ve eyleme adamaya karar verdi. Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı, işçi devinimlerinin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulundu.

1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.
Çağımız çalışma çağıdır diyorlar; oysaki çağımız acının, ızdırabın ahlâksızlığın çağıdır.
Kapitalist üretimin büyük sorunu, üretici bulmak ve bunların gücünü misliyle artırmak değil, tüketiciler keşfetmek, onların iştahlarını kışkırtmak ve onlar için yapay ihtiyaçlar yaratmaktır.
Paul Lafargue
Sayfa 42 - Kırmızı Kedi Yayınevi, 9. Basım, Aralık 2016
Modern atölyeler, işçi kitlelerinin kapatıldığı, yalnızca erkeklerin değil, kadınların ve çocukların da on iki ila on dört saat boyunca zorunlu çalışmaya mahkum edildiği ideal ıslah evleri oldular.
Paul Lafargue
Sayfa 16 - Kırmızı Kedi Klasikleri
Çalışın! Toplumsal serveti artırmak, bireysel sefaletinizi artırmak adına çalışın proleterler! Çalışın! Sürekli çalışın ki daha da yoksullaşırken çalışmak ve sefil olmak için daha fazla sebebiniz olsun. Kapitalist üretimin katı yasası böyledir işte.
İyi bir işçi kadın, iğle dakikada beş ilmik atarken, bazı değirmi dokuma tezgâhları aynı süre içinde otuz bin ilmik atmaktadır. Bu durumda, makinenin her dakikası, işçi kadının yüz saatlik çalışmasına denktir; yahut, makinenin çalıştığı her dakika işçi kadına on gün dinlenme sağlamaktadır. Dokuma sanayisi için doğru olan şey, modern mekaniğin yenilediği aşağı yukarı bütün sanayiler için de doğrudur. Ama ne görüyoruz? Makine mükemmelleştikçe ve insanın çalışmasını giderek büyüyen bir sürat ve kesinlikle yere serdikçe, işçi, dinlenme süresini aynı ölçüde uzatmak yerine, sanki makineyle rekabet etmek istiyormuş gibi, daha büyük coşkuyla çalışıyor. Ey saçma ve cani rekabet!
Paul Lafargue
Sayfa 34 - Kırmızı Kedi Yayınevi, 9. Basım, Aralık 2016
Kapitalist düzenin sert bir eleştirisi niteliğinde olan kitabımız, çalışma saatlerinin insanlık dışı bir noktaya getirildiği anda kaleme alınmış, birçok dile çevrilmiştir.

Kitap sanıldığı gibi tembelliği savunmuyor. Tembellik hakkından bahsedilirken vurgulanmak istenen asıl konu işçinin dinlenme hakkıdır. Kitabın yazıldığı dönem, işçiye hiçbir değerin verilmediği, 10 yaşındaki çocukların 13 saat çalıştırıldığı, kadınların -hamile ya da yeni doğum yapmış olanlar dahil- ağır koşullarda çalıştırıldığı, düzenin din adamları ve dönemin filozofları tarafından desteklendiği bir dönem.

İnsanların aylaklık etmeleri için yalnızca 2 günleri var. Bunun dışındaki zaman diliminde işçiler uyumak, erken saatte kalkıp uzunca bir yolun ardından -2 fersah yani 5 kilometre- yine uzun bir süre -13 saat- çalışmanın ardından evlerine dönmekten başka bir şey yapamıyor. Çalışma saatinin bu kadar çok olmasının yanında işçinin kazandığı kendisini yoksulluktan kurtaramıyor.

İşçiler için o dönemin ne kadar zor olduğunu anlayabilmek içinkitabın 28.sayfasındaki tespit yeterlidir sanırım:
"Haut-Rhin ilinde pamuk sanayi işçilerinin içinde yaşadıkları aşırı yoksulluk, şu yürekler acısı sonucu doğruruyordu: Üretici tüccarların, kumaşçıların, fabrika müdürlerinin ailelerinde yaşayan çocukların yarısı 21 yaşına basarken, dokumacı ve pamuk iplikçisi işçi ailelerde, aynı çağdaki çocukların yarısı iki yıl önce ölüp gidiyordu."

1789 Devrimi' ni gerçekleştirmiş ve İnsan Hakları' nı ilan etmiş olan Fransa' da, bir buçuk saat yemek molasıyla birlikte, işçilerin 16 saat çalıştırıldıkları bilinmektedir.

Kitabı anlayabilmek için dönem hakkında biraz bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Tembellik Hakkı kitabından hemen önce okuduğum Ana-Maksim Gorki kitabı o dönemi anlamama epey yardımcı oldu.
Orijinal adı le droit a la paresse olan paul lafargue denemesi...

Tembellik Hakki kapitalist düzenin kiyasiya elestirisi devrimci yazinin basyapiti sosyalizmin klasigi niteligiyle Komünist Manifesto'dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmis olma onurunu tasiyor

1880'de Egalité dergisinde bölüm bölüm yayimlanan sonra da 1883 te kitaplasan bu saldiri yapiti 1905-1907 arasinda Çarlik Rusyasinda 17 baski yapmis ve Lenin e bakilirsa 1917 Ekim Devriminin kotarilmasinda büyük etkisi olmustur

Fransa da sosyalist düsünce ve eylemin önderlerinden biri olan Paul Lafargue Marxin damadi olarakta bilinir

Paul Lafargue neden tembelligi savunma geregi duymus ?
1848 de çalisma saati Paris için günde 10, tasra için 11 saat.
Yasama Meclisi 1848 de fabrika ve yapimevlerinde toplu çalisma saatini 12 olarak
sonralari bu 17 saate kadar çikacakti.

Komünizm zihniyetini benimsememiş bir kişinin bunu okuması zor
kitabı okuyan kişi '' vay be gerçekten haklıymış , yazar ...'' der

beğendiğim gönderiler
#26194739

#26195264


iyi okumalar =))
70 yaşından sonra yaşamanın bir anlamı yoktur deyip karısı ile birlikte tam yetmiş yaşında intihar etmiştir.Beni baya derinden etkileyen bir durum olmuştu kendisini araştırdığımda.Kitaba gelirsek ; savunduğu tembellik boş adam aylaklığı değil, iş hayatı dışında insanın kendine ayırabileceği yeterli bir zamanın faydalı şekilde değerlendirilmesi ironisidir.Kapitalizme karşı güçlü bir eleştiri söz konusu.
Lafargue ismini Zamanın Melodisi kitabında görmüştüm. Karl Marx'ın damadıydı ve eşiyle birlikte intihar ederek hayatına son vermişti. Tembellik Hakkı aslında tembel olmayı öven bir kitap değil. Sanayi devrimi sırasında ortaya çıkan işçi topluluğunun zorlu iş koşullarına bir eleştiri. Bu eleştiriyi de zaman zaman hicivle sunuyor. Birkaç bin yıl önce insanların başkasının yanında çalışmasının küçümsendiği, günümüzde ise çalışacak bir işi olmayanlara acıyarak bakıldığı süreçte sanayi devrimindeki durumu ele alınıyor. Kendi adıma, dünyaya çalışmak için gelmediğimize inanıyorum. Bununla birlikte, çalışan insanlar olmasaydı da bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşamayacaktık.
Tembellik Hakkı bölümleri Önsöz , Felaket Bir Dogma , Çalışmanın Kutsanması , Aşırı Üretimin Sonuçları , Yeni Besteye Yeni Güfte ve Ek olarak 6 bölümden oluşuyor.
Lafargue anlatısında toplumu zenginleştirmek için çalışmanın eleştirisini yapıyor. Aslında savunduğu ve övdüğü şey tembellik etmek değil, gereksiz ve fazla çalışmanın önüne geçmek. Günlük on iki hatta on dört saati bulan çalışma sürelerimiz ne kadar verimli ? Aynı işi on saatte de tamamlayabiliyorsak eğer ( ki bu İngilizler tarafından kanıtlanmış ve kendileri çalışma sürelerini kısaltmalarına rağmen hala dünyanın birinci sanayi ulusu) neden günde on dört saat çalışıyoruz. Teknolojinin gelişimiyle üretilen makinelerin insan gücünün yerini alarak işçilerin çalışma sürelerini kısaltması gerekirken işçi kesimi adeta makinelerle rekabete girerek onları geçmeye çabalıyor.
'İyi bir işçi kadın, iğle dakikada beş ilmik atarken, bazı değirmi dokuma tezgâhları aynı süre içinde otuz bin ilmik atmaktadır. Bu durumda, makinenin her dakikası, işçi kadının yüz saatlik çalışmasına denktir; yahut, makinenin çalıştığı her dakika işçi kadına on gün dinlenme sağlamaktadır. Dokuma sanayisi için doğru olan şey, modern mekaniğin yenilediği aşağı yukarı bütün sanayiler için de doğrudur. Ama ne görüyoruz? Makine mükemmelleştikçe ve insanın çalışmasını giderek büyüyen bir sürat ve kesinlikle yere serdikçe, işçi, dinlenme süresini aynı ölçüde uzatmak yerine, sanki makineyle rekabet etmek istiyormuş gibi, daha büyük coşkuyla çalışıyor. Ey saçma ve cani rekabet!'
Ülke refahı için çalışan işçiler, tüketmeyi bilmiyor, kendi ürettiklerini dahi tüketemiyor. Ülke zengin ancak halkı fakir. Aşırı üretimin en olumsuz sonucu olarak hayatlarımız aynı eksen etrafında dönüyor ve biz sevdiğimiz şey uğruna çalışmak yerine bizi makinelerle yarışmak zorunda bırakan bir sistemin köleleri olarak yavaş yavaş yok oluyoruz.
" Çalışma yöntemlerinde devrim genellikle el emeğinin koşullarına göre yapılır. El emeği düşük fiyata hizmet sağladığı sürece israf edilir; hizmetleri pahalılaştığında ise uzak durulur. "
Lafargue, bu kitabında Marksist düşünce ışığında insanların daha az çalışmalarını savunuyor, bunu temellendirirken Antik Yunan ve Roma felsefelerinin çalışmayı hor gören düşünceleriyle konuyu işliyor.

Kitap başlarda Kapitalist üretim tekniklerinin zaman içerisinde gelişimi ve insanları nasıl köleliğe sürüklediğini açıklıyor, kitabın bu kısımlarında birçok yabancı isimler geçmesinin de etkisiyle akıcılık zedelenmiş. Ancak anlatımda üretim ve çalışma ilişkilerinin gelişimi güzel bir şekilde yansıtılmış, insana konu üzerine düşünce kazandırabilecek bir metin.

Kapitalist Batı ve Marksist düşünceleri arasında yetişen bir insan eserinde de tabi olarak doğallıktan dem vurarak tez hazırlama gereği duymuş, insanların günde 3 saat çalışmaları gerektiği temellendirilmeye çalışılmış, bu durumu ise Kapitalist sistemlerde yetişenlerin anlamayacağını söylemiş Lafargue.

Antik Yunan'ı örnek almış, biz de alalım, çok sınırlı bir yurttaşlar kesimi bunu uyguladı ve Lafargue de bunu anlatıyor ve Antik dönem kölesi yerine de makineleri koyuyor. Böylece herkes gününü boş geçirebilecekmiş. Yunan'da küçük yurttaş kesimi boş zamanlarını müzik, eğlence ve beden terbiyesine ayırıyorlardı peki bu dönem insanları, Proleterya diye adlandırdığı kesim, altı milyarlık nüfus günde üç saat çalışarak kalan zamanını bir Yunanlı yurttaş gibi mi harcayacak? O dönemden bugüne nasıl insan köle yerine makineyi koyduysa eğlencenin uğradığı değişikliği de saptamalı Lafargue ve boş zamanları şarap içip eğlenmekle doldurmamalı çünkü bu nüfus şarap içip eğlenmeye kalkarsa dünyada üzüm kalmaz...

Lafargue ayrıca Kapitalist düzenin getirdiği İnsan Hakları düşüncesini de kabul etmiyor, bunu tembellik hakkıyla birleştirdiğimde ise Kapitalistlerin tam bir Lafargue felsefesiyle hareket ettiklerini düşünüyorum. Diğer insanları boş verip, kendi tembellik hakkını kullanıp hayatını eğlenmeye adayan bu kesim neden suçlu o zaman, daha çok insanın tembellik hakkını engellediği için mi? O zaman Platon (Köleliği meşrulaştıran bir düşüne sahipti.) neden suçlu değildi diye sorunca, zamanın şartlarının Yunanların, bazı insanları çalıştırarak kendilerinin tembellik etmeyi başardıklarını söylüyor. Buna dayandığımızda bile belki şu an Kapitalist sömürücüler de zorunda olduklarını düşünerek bu sömürülerini sürdürerek tembellik haklarını kullanıyorlar...

Söylemek istediğim şey şu ki aynı köklerden beslenen bu iki ideolojinin çatışması bana körler döğüşü gibi geliyor, insanın doğal hali ile ilgisi olmayan, uyuşukluğa alışmış bu bedenler ve zihinler hep aynı düşünceleri hortlatarak kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlar oysa bizim topraklarımızda işleyen demirin pas tutmayacağı bilinir, çalışmak demek, yaşamak demektir.
Çalışma hayatının zorlayıcılığında "Tembellik Hakkı" başlıklı bir kitap sanırım herkesin dikkatini çeker. Çok çalışmaktan bizi kurtaracak formüller hep umudumuzdur.

Paul Lafargue formüller sunmasa da bu pek çok dile çevrilen, en çok okunan kitaplardan biri olan eserinde, 19. yüzyıl Avrupa'sında kapitalizmin vahşi emek sömürüsünü gerçekleştirdiği ilk dönemlerinde, çalışmanın bir dogma olarak emekçi halkın hayatına girmesini sorguluyor.

Kapitalizm sermaye birikimi ve kar için, burjuva devrimi sırasındaki özgürlük, adalet ve laiklik taleplerini zafere ulaştıktan sonra bir kenara bırakıp işçi sınıfına çalışmanın en kutsal eylem olduğunu benimsetmeye çalışmıştır. Din adamları, burjuva ekonomist ve ahlakçıları bunu sürekli empoze ederken işçi sınıfı da 12-14 saati bulan çalışma süreleri içerisinde büyük bir sömürüye hedef olmuştur.

Lafargue en büyük öfkeyi bu çalışma şartlarına karşı direnmeyip, taşkın ve gönüllü çalışıp ayrıca bunu karılarına ve çocuklarına da dayatan işçilere yöneltiyor. Bu çalışma aşkını insanoğlunu inim inim inleten, bireysel ve toplumsal yoksunluklara neden olan bir çılgınlık olarak görüyor.

Lafargue, anamalcı toplumda çalışmanın, zihinsel yozlaşma ile organik bozulmanın nedeni olduğunu belirtirken tarım ve çiftçiliğin köleliğe ve aşırı çalışmaya neden olduğuna işaret ediyor.

Bu durumun doğamıza aykırı olduğunu belirten Lafargue verdiği örnekler ve kısa çözümlemelerle, kendimiz için değil başkaları için çalıştığımızı ve hayatımızın hemen hemen tümünü dünyanın güzellik ve zevklerinden mahrum kalarak yaşadığımız gerçeğiyle bizi yüz yüze bırakıyor. Ve anlıyoruz ki benliğimize kazılmış bir görev olarak çocuklarımızı bu sisteme kah feda edilecek, kah çok çalışıp iyi bir hizmetkar olacak köleler olarak yetiştiriyoruz.

İyi çalışmalar...
https://yazarvar.blogspot.com.tr/...k-paul-lafargue.html
Üniversitede emek ve sosyal teori,çalışma ekonomisi, ücret teorileri ve politikaları,gelir dağılımı ve bunlara benzer bir sürü ders aldım. Hepsine çok severek gidip not tutup sınavlarına da yine severek çalışırdım. Dersi veren Yrd. Doç. Fatih Güngör hocamın tavsiyesiydi bu kitap(Kulakları çınlasın:)).O zaman da severek okumuştum şimdi de aynı şekilde okudum. İşçilerin giderek daha çok çalıştığını ve bu aşırı çalışmanın bağımlılık derecesine vardığını sonuç olarak da üretim fazlasının ortaya çıktığını savunan bir düşünceyle yazılmış. Aşırı üretim ise sömürü,savaş ve aşırı çalışan insanların yaşam kalitesinin berbat bi dereceye varışı, yaşam sürelerinin düşüşü gibi birçok sonucu beraberinde getiriyor. Yaşamlarının neredeyse tamamını çalışarak geçiren insanların kendileri için ayırdıkları vaktin neredeyse hiç olmadığını hatta günde on dört on beş saat çalışan insanların dinlenmeye vakti olmadan tekrar işe gittikleri bu sistemi kıyasıya eleştiriyor. Lafargue'e göre günde üç saat çalışmak toplumun refahını, hiyerarşiyi, iş bölümü gibi birçok konuyu kuvvetli derecede değiştirecek bir etken fakat ne yazık ki proleterya var olduğu günden bu yana kapitalizmin dişli çarkları içinde ezilmeye devam ediyor..
"Çalışma bütün zamanı alır; devlet ve dostlar için zaman kalmaz" diye ekliyor Xenophon.
12 saat gibi uzun bir süre çalışan işçilerin çektiği zorluklar , daha kısa süre çalışan işçilerin verimliliği, ücret politikaları ve cinsiyet ayrımcılığı üstüne yazılmış başarılı bir eleştiri.
Size tembel olmanız gerektiğini söylemiyor. Sistemin acımazsız bir canavar oluşundan bahsediyor. Bu canavara karşı iktisatçı geçinenlerin bir şey yapmadığını yine iktidarda olan aristokratların İngiltere'de çalışma saatlerinin azaltmalarına rağmen üretimin arttığını anlatıyor.

İnsanların bu çalışma şeklini benimsemeleri o kadar çalışmaya ses etmemeleri de ilgi çekici bir vurgu kitapta, kitaptan bağımsız yazarı düşünürsek yaşamına son vermiş.

Sistemi anlayan ve isyan eden insanların en büyük baskısı bir noktada yaşama düşüncesinin bu çalışma altında ezildiği ve bu yüzden dolayı bir son vermek gerektiğidir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Lafargue
Unvan:
Fransız Uyruklu Düşünür ve Eylem Adamı
Doğum:
Santiago, Küba, 15 Ocak 1842
Ölüm:
26 Kasım 1911
Paul Lafargue (15 Ocak 1842-26 Kasım 1911); Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamı. Küba'nın Santiago kentinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa'da Tıp Akademisi'ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı giderek genişleyen gençlik devinimine katıldı. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel'den Feuerbach'a, Fourier'den Comte'a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon'dan etkilendi.

1865'te Marx'la tanışmasının, üzerindeki Proudhon etkisinin kırılmasında büyük rolü oldu. Marx "yakışıklı, zeki, enerjik ve sportif" bulduğu bu gencin, kızı Laura'yla evlenerek aileye katılmasına da izin verdi.

Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi'den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra'da tamamladı ve karısı Laura'yla birlikte yeniden Paris'e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu; kendini tümüyle sosyalist düşünce ve eyleme adamaya karar verdi. Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı, işçi devinimlerinin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulundu.

1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.

Yazar istatistikleri

  • 42 okur beğendi.
  • 584 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 391 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları