Geri Bildirim
Paul Lafargue

Paul Lafargue

7.7/10
152 Kişi
·
394
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.042
Gösterim
Adı:
Paul Lafargue
Unvan:
Fransız Uyruklu Düşünür ve Eylem Adamı
Doğum:
Santiago, Küba, 15 Ocak 1842
Ölüm:
26 Kasım 1911
Paul Lafargue (15 Ocak 1842-26 Kasım 1911); Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamı. Küba'nın Santiago kentinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa'da Tıp Akademisi'ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı giderek genişleyen gençlik devinimine katıldı. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel'den Feuerbach'a, Fourier'den Comte'a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon'dan etkilendi.

1865'te Marx'la tanışmasının, üzerindeki Proudhon etkisinin kırılmasında büyük rolü oldu. Marx "yakışıklı, zeki, enerjik ve sportif" bulduğu bu gencin, kızı Laura'yla evlenerek aileye katılmasına da izin verdi.

Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi'den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra'da tamamladı ve karısı Laura'yla birlikte yeniden Paris'e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu; kendini tümüyle sosyalist düşünce ve eyleme adamaya karar verdi. Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı, işçi devinimlerinin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulundu.

1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.
Çağımız çalışma çağıdır diyorlar; oysaki çağımız acının, ızdırabın ahlâksızlığın çağıdır.
Yoksul uluslarda halk rahat rahat yaşar; zengin uluslardaysa halk genellikle fakirdir.
Çağımız, çalışma yüzyılıdır, diyorlar; aslında acının, yoksulluğun, kokuşmuşluğun yüzyılıdır.
Modern atölyeler, işçi kitlelerinin kapatıldığı, yalnızca erkeklerin değil, kadınların ve çocukların da on iki ila on dört saat boyunca zorunlu çalışmaya mahkum edildiği ideal ıslah evleri oldular.
Paul Lafargue
Sayfa 16 - Kırmızı Kedi Klasikleri
Çalışın! Toplumsal serveti artırmak, bireysel sefaletinizi artırmak adına çalışın proleterler! Çalışın! Sürekli çalışın ki daha da yoksullaşırken çalışmak ve sefil olmak için daha fazla sebebiniz olsun. Kapitalist üretimin katı yasası böyledir işte.
Bilim Tanrı'yı yok saymıyor, daha iyisini yapıyor, onu gereksiz kılıyor.
Avrupa her yıl yüzlerce milyonluk ve milyarlık malı dünyanın dört bir tarafına, bunlarla ne yapacağını bilmeyen halklara ihraç ediyor.
Paul Lafargue
Sayfa 42 - Kırmızıkedi Yayınları
Kapitalist düzenin sert bir eleştirisi niteliğinde olan kitabımız, çalışma saatlerinin insanlık dışı bir noktaya getirildiği anda kaleme alınmış, birçok dile çevrilmiştir.

Kitap sanıldığı gibi tembelliği savunmuyor. Tembellik hakkından bahsedilirken vurgulanmak istenen asıl konu işçinin dinlenme hakkıdır. Kitabın yazıldığı dönem, işçiye hiçbir değerin verilmediği, 10 yaşındaki çocukların 13 saat çalıştırıldığı, kadınların -hamile ya da yeni doğum yapmış olanlar dahil- ağır koşullarda çalıştırıldığı, düzenin din adamları ve dönemin filozofları tarafından desteklendiği bir dönem.

İnsanların aylaklık etmeleri için yalnızca 2 günleri var. Bunun dışındaki zaman diliminde işçiler uyumak, erken saatte kalkıp uzunca bir yolun ardından -2 fersah yani 5 kilometre- yine uzun bir süre -13 saat- çalışmanın ardından evlerine dönmekten başka bir şey yapamıyor. Çalışma saatinin bu kadar çok olmasının yanında işçinin kazandığı kendisini yoksulluktan kurtaramıyor.

İşçiler için o dönemin ne kadar zor olduğunu anlayabilmek içinkitabın 28.sayfasındaki tespit yeterlidir sanırım:
"Haut-Rhin ilinde pamuk sanayi işçilerinin içinde yaşadıkları aşırı yoksulluk, şu yürekler acısı sonucu doğruruyordu: Üretici tüccarların, kumaşçıların, fabrika müdürlerinin ailelerinde yaşayan çocukların yarısı 21 yaşına basarken, dokumacı ve pamuk iplikçisi işçi ailelerde, aynı çağdaki çocukların yarısı iki yıl önce ölüp gidiyordu."

1789 Devrimi' ni gerçekleştirmiş ve İnsan Hakları' nı ilan etmiş olan Fransa' da, bir buçuk saat yemek molasıyla birlikte, işçilerin 16 saat çalıştırıldıkları bilinmektedir.

Kitabı anlayabilmek için dönem hakkında biraz bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Tembellik Hakkı kitabından hemen önce okuduğum Ana-Maksim Gorki kitabı o dönemi anlamama epey yardımcı oldu.
70 yaşından sonra yaşamanın bir anlamı yoktur deyip karısı ile birlikte tam yetmiş yaşında intihar etmiştir.Beni baya derinden etkileyen bir durum olmuştu kendisini araştırdığımda.Kitaba gelirsek ; savunduğu tembellik boş adam aylaklığı değil, iş hayatı dışında insanın kendine ayırabileceği yeterli bir zamanın faydalı şekilde değerlendirilmesi ironisidir.Kapitalizme karşı güçlü bir eleştiri söz konusu.
Lafargue ismini Zamanın Melodisi kitabında görmüştüm. Karl Marx'ın damadıydı ve eşiyle birlikte intihar ederek hayatına son vermişti. Tembellik Hakkı aslında tembel olmayı öven bir kitap değil. Sanayi devrimi sırasında ortaya çıkan işçi topluluğunun zorlu iş koşullarına bir eleştiri. Bu eleştiriyi de zaman zaman hicivle sunuyor. Birkaç bin yıl önce insanların başkasının yanında çalışmasının küçümsendiği, günümüzde ise çalışacak bir işi olmayanlara acıyarak bakıldığı süreçte sanayi devrimindeki durumu ele alınıyor. Kendi adıma, dünyaya çalışmak için gelmediğimize inanıyorum. Bununla birlikte, çalışan insanlar olmasaydı da bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşamayacaktık.
Çok ince bir kitap, oturup 2 saatte bitirebileceğiniz... Tembellik övülmemiş kitapta,o zamanın şartlarında 12-15 saat çalışmanın ne kadar yıpratıcı olduğunu ,çalışanın kendisine vakit ayırmadığı eleştiriliyor. İngiltere'de çalışma saatinin 11e düşmesi ile verimin arttığı, 12 saat çalışmak yerine 3-4 saat çalışılarak daha verimli olunabileceğini ve daha fazla istihdam sağlanabileceğini vurgulamış.
Sanayileşmekte olan bölgelerde "azıcık aşım ağrısız başım" şeklinde hayatını idame ettirenlerin arazilerinin sanayi bölgesi içinde kaldığından fabrikalara köle olduğuna değiniyor. Bu aslında bizim ülkemizde de benzer bir süreci hatırlatıyor:Hayvancılık ve tarım ile geçinen köylünün bu işleri terk edip büyük şehirlerde asgari ücret kölesi olması ile benzer bir durum.
Çalışmak sanki çok da matah bir şeymiş gibi bir de çalışma hakkının insan hakları evrensel beyannamesine girmesi eleştiriliyor. Beni şaşırtan ise antik dönemlerde (Antik Yunan ve Anadolu uygarlıkları da dahil) çalışmanın hiç de sevilmeyen bir şey olduğu,esnaf ve çalışanların aşağılandığı bilgisini edinmem oldu. Çalışmanın soylu bir davranış olmadığı kölelikle eş tutulduğu fikri...
Tembellik Hakkı bölümleri Önsöz , Felaket Bir Dogma , Çalışmanın Kutsanması , Aşırı Üretimin Sonuçları , Yeni Besteye Yeni Güfte ve Ek olarak 6 bölümden oluşuyor.
Lafargue anlatısında toplumu zenginleştirmek için çalışmanın eleştirisini yapıyor. Aslında savunduğu ve övdüğü şey tembellik etmek değil, gereksiz ve fazla çalışmanın önüne geçmek. Günlük on iki hatta on dört saati bulan çalışma sürelerimiz ne kadar verimli ? Aynı işi on saatte de tamamlayabiliyorsak eğer ( ki bu İngilizler tarafından kanıtlanmış ve kendileri çalışma sürelerini kısaltmalarına rağmen hala dünyanın birinci sanayi ulusu) neden günde on dört saat çalışıyoruz. Teknolojinin gelişimiyle üretilen makinelerin insan gücünün yerini alarak işçilerin çalışma sürelerini kısaltması gerekirken işçi kesimi adeta makinelerle rekabete girerek onları geçmeye çabalıyor.
'İyi bir işçi kadın, iğle dakikada beş ilmik atarken, bazı değirmi dokuma tezgâhları aynı süre içinde otuz bin ilmik atmaktadır. Bu durumda, makinenin her dakikası, işçi kadının yüz saatlik çalışmasına denktir; yahut, makinenin çalıştığı her dakika işçi kadına on gün dinlenme sağlamaktadır. Dokuma sanayisi için doğru olan şey, modern mekaniğin yenilediği aşağı yukarı bütün sanayiler için de doğrudur. Ama ne görüyoruz? Makine mükemmelleştikçe ve insanın çalışmasını giderek büyüyen bir sürat ve kesinlikle yere serdikçe, işçi, dinlenme süresini aynı ölçüde uzatmak yerine, sanki makineyle rekabet etmek istiyormuş gibi, daha büyük coşkuyla çalışıyor. Ey saçma ve cani rekabet!'
Ülke refahı için çalışan işçiler, tüketmeyi bilmiyor, kendi ürettiklerini dahi tüketemiyor. Ülke zengin ancak halkı fakir. Aşırı üretimin en olumsuz sonucu olarak hayatlarımız aynı eksen etrafında dönüyor ve biz sevdiğimiz şey uğruna çalışmak yerine bizi makinelerle yarışmak zorunda bırakan bir sistemin köleleri olarak yavaş yavaş yok oluyoruz.
" Çalışma yöntemlerinde devrim genellikle el emeğinin koşullarına göre yapılır. El emeği düşük fiyata hizmet sağladığı sürece israf edilir; hizmetleri pahalılaştığında ise uzak durulur. "
Çalışma hayatının zorlayıcılığında "Tembellik Hakkı" başlıklı bir kitap sanırım herkesin dikkatini çeker. Çok çalışmaktan bizi kurtaracak formüller hep umudumuzdur.

Paul Lafargue formüller sunmasa da bu pek çok dile çevrilen, en çok okunan kitaplardan biri olan eserinde, 19. yüzyıl Avrupa'sında kapitalizmin vahşi emek sömürüsünü gerçekleştirdiği ilk dönemlerinde, çalışmanın bir dogma olarak emekçi halkın hayatına girmesini sorguluyor.

Kapitalizm sermaye birikimi ve kar için, burjuva devrimi sırasındaki özgürlük, adalet ve laiklik taleplerini zafere ulaştıktan sonra bir kenara bırakıp işçi sınıfına çalışmanın en kutsal eylem olduğunu benimsetmeye çalışmıştır. Din adamları, burjuva ekonomist ve ahlakçıları bunu sürekli empoze ederken işçi sınıfı da 12-14 saati bulan çalışma süreleri içerisinde büyük bir sömürüye hedef olmuştur.

Lafargue en büyük öfkeyi bu çalışma şartlarına karşı direnmeyip, taşkın ve gönüllü çalışıp ayrıca bunu karılarına ve çocuklarına da dayatan işçilere yöneltiyor. Bu çalışma aşkını insanoğlunu inim inim inleten, bireysel ve toplumsal yoksunluklara neden olan bir çılgınlık olarak görüyor.

Lafargue, anamalcı toplumda çalışmanın, zihinsel yozlaşma ile organik bozulmanın nedeni olduğunu belirtirken tarım ve çiftçiliğin köleliğe ve aşırı çalışmaya neden olduğuna işaret ediyor.

Bu durumun doğamıza aykırı olduğunu belirten Lafargue verdiği örnekler ve kısa çözümlemelerle, kendimiz için değil başkaları için çalıştığımızı ve hayatımızın hemen hemen tümünü dünyanın güzellik ve zevklerinden mahrum kalarak yaşadığımız gerçeğiyle bizi yüz yüze bırakıyor. Ve anlıyoruz ki benliğimize kazılmış bir görev olarak çocuklarımızı bu sisteme kah feda edilecek, kah çok çalışıp iyi bir hizmetkar olacak köleler olarak yetiştiriyoruz.

İyi çalışmalar...
https://yazarvar.blogspot.com.tr/...k-paul-lafargue.html
"Çalışma bütün zamanı alır; devlet ve dostlar için zaman kalmaz" diye ekliyor Xenophon.
12 saat gibi uzun bir süre çalışan işçilerin çektiği zorluklar , daha kısa süre çalışan işçilerin verimliliği, ücret politikaları ve cinsiyet ayrımcılığı üstüne yazılmış başarılı bir eleştiri.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Lafargue
Unvan:
Fransız Uyruklu Düşünür ve Eylem Adamı
Doğum:
Santiago, Küba, 15 Ocak 1842
Ölüm:
26 Kasım 1911
Paul Lafargue (15 Ocak 1842-26 Kasım 1911); Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamı. Küba'nın Santiago kentinde doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa'da Tıp Akademisi'ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı giderek genişleyen gençlik devinimine katıldı. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel'den Feuerbach'a, Fourier'den Comte'a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon'dan etkilendi.

1865'te Marx'la tanışmasının, üzerindeki Proudhon etkisinin kırılmasında büyük rolü oldu. Marx "yakışıklı, zeki, enerjik ve sportif" bulduğu bu gencin, kızı Laura'yla evlenerek aileye katılmasına da izin verdi.

Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi'den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra'da tamamladı ve karısı Laura'yla birlikte yeniden Paris'e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu; kendini tümüyle sosyalist düşünce ve eyleme adamaya karar verdi. Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı, işçi devinimlerinin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulundu.

1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 394 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 273 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları