Bu kitap Russell gibi analitik bir dehanın kendi kültürel ve felsefi merceğinden İslâm dinini, medeniyetini ve filozoflarını nasıl okuduğunu incelemektedir.
Russell'ın doğrularını, yanılgılarını, zihnindeki aşılmaz Batı merkezci duvarları ve Bayram DALKILIÇ'ın bunlara getirdiği felsefi eleştiriler masaya yatırılmıştır.
Öncelikle Russell'ın çocukluğuna inmek gerek. Çünkü bir düşünürün fikirlerini yalnızca okuduğu kitaplarla sınırlı tutmak büyük bir sorundur.
Russell anneannesinde büyüyor. Ve büyüdüğü ev dönemin en hararetli dini ve felsefi tartışmalarının yapıldığı bir ev. O evde Hristiyan, ateist ya da Müslüman olan kişiler vardı. Yani İslâm onun sonradan kütüphanede tozlu raflarda keşfettiği egzotik bir doğu inancı değildi.
Russell, Hz. Muhammed'in ve ondan önceki hiçbir peygamberin ilahlık gibi bir iddiasının olmadığını, yalnızca elçi olduklarını vurgular. Bu yüzden İslâm'ı kitleler tarafından anlaşılması çok daha kolay, rasyonel bir inanç sistemi olarak görüyor. Russell bu sadeliği çok pragmatik olarak değerlendiriyor.
Russell'ın İslâm felsefesi hakkındaki bilgilerinin bazen yüzeysel kaldığını; örneğin İslâm filozoflarını sadece "yorumcu" olarak nitelemesinin diğer tarihçiler tarafından eleştirilmiştir. Buna rağmen Russell'ın "Batı Felsefesi Tarihi" kitabında İslâm düşüncesine yer vererek, pek çok Batılı meslektaşının aksine bu mirası görmezden gelmediğini fark ettim.