Yaşadığı hiçbir şey gerçeklik sınırları içerisinde değildi zaten. Kapılar, odalar, kendi olmayan kendileri... Her birinde başka bir yalnızlık vardı. İnsan bir aynaya ne kadar uzun bakarsa, bir süre sonra gördüğü şeyin kendisi mi yoksa hayaleti mi olduğunu ayırt edemez ya, işte öyle bir durumdaydı. Hangisinin kendisi olduğunu bulmaya çalışırken artık var olup olmadığından bile emin değildi.
Daha ilginç olansa kitapların isimleriydi. Raflardaki kitaplara şöyle bir göz gezdirdi:
“Defne Sessizliği Seçti”
“Defne Onu Terk Etmedi”
“Defne Başvurdu ve Kazandı”
“Defne Onu Hiç Tanımadı”
“Defne Karanlığa Teslim Oldu”
“Defne”
“Defne”
“Defne”
Kapının üstünde bir şey fark etti. Büyük harflerle “Farklı Seçimler Odası” yazıyordu. Elini kapının tokmağına götürdü. Kapı açıldı. Kendini tekrar salonda buldu.
Defne eşyaları da alıp gitmişken arkasından bir gıcırtı sesi geldi. Dönüp baktığında kapı arkasından kapanmıştı. Hafifçe itti, açılmadı. Biraz daha sert denedi, yine sonuç yoktu. İçinden “Hurda şey.” deyip içeriye doğru ilerledi ama içini tarif edemediği bir huzursuzluk kaplamıştı.
"Ben buraya daha önce geldim. Hatırlıyorum, eminim.”
Ve o an evin eski ahşap kaplamalarından ince bir çıtırtı duyuldu. Sanki ev onu duymuş ve yanıt vermişti. Defne'nin tüyleri diken diken oldu. Sanki gölgelerde bir çift göz onu izliyordu.