Hıçkırıklarım artarken başım daha da eğiliyordu ki izin vermedi. Bana doğru bir adım attığını hissettim. Alnım yeniden göğsünün biraz üzerine değdiğinde ise hıçkırığım acılı bir serzenişe dönüştü. Yaslanabilir miyim, dememiştim. Bu defa yaslanmam için gövdesini sessizce önüme getiren oydu. Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkırıklarımı dizginlemeye çalıştım. Zordu. Neden özür dilediğimi bilmeden, "Özür dilerim," diye mırıldandım. "Çok özür dilerim."
O kadar alışmıştım ki yalnız kalmaya, varlığımın yanına düşen her zerreden anlamsızca özür dilemeliymişim gibi geliyordu. O kadar nefret etmişti ki o kadın benden, kendimi sevmeye çalıştıkça kendime dahi külfetmişim gibi geliyordum.