Biliyorsunuz, bir kıssa var. Şeytanının boş oturduğunu görenler şaşırıp, Müslümanları kandırmakla niçin uğraşmıyorsun diye sorduklarında, bu zamanın kötü din adamları benim vazifemi fazlasıyla yapıyorlar bana iş bırakmıyorlar, cevabını verir. Bugün, şeytanla iş birliği yapıp asırlardır âlimleri, mezhepleri yok ederek islâmiyeti içeriden yıkmaya çalışan, siyonistlere, ingiliz casuslarına aynı soruyu sorsak, herhâlde şöyle cevap verirler: Sizin feminist entel islâmcı aydın kadınlarınız, Müslüman kadınları kandırıyor; reformcu, diyalogcu, mezhepsiz din adamları da Müslüman erkekleri kandırıyor, bize iş bırakmıyorlar!..
Kendi çocuklarını gözünden sakınan siyasetçiler, vatandaşlarının çocuklarına kurbanlık koyun muamelesi eder. Parmağı kanasa ortalığı yıkan din adamları, vatan için ölmenin faziletlerinden dem vurur.
"Hz. Osman Dönemi'nden başlayarak günümüze kadar kesintisiz bir İslam tarihi okuması yapanlar, çok üstüne düşmeseler dahi hemen her devirde iltimasın ne kadar sıradanlaştığına ve bazen de din adamları tarafından nasıl meşrulaştırıldığına ve mazur gösterildiğine tanıklık edeceklerdir. Bununla kalmayıp özellikle devletin yönetim ve denetim makamlarının dağıtımınıdaki gayrimeşru geleneklerle ilgili meşrulaştırmalarda güven ve itibar gibi kavramların içinin nasıl boşaltıldığını ve saf çıkar uğruna her türden değerin nasıl istismar edildiğini de ilmelyakin tecrübe etmek durumunda kalacaklardır. "
( Bayramali Nazıroğlu,Din Eğitimini Yeniden Düşünmel, Eskiyeni yayınları, s.117)
BİZANS
Altıncı asırda Bizans şarktan İran'la, Kafkas'larda Hazer Türkleriyle, Balkanlarda ise Bulgar Türkleriyle komşu idi. Bizans bir sükût hâlinde idi. Kumar masaları, hamam eğlenceleri,