İnce boyunlu bir adam bir sandığa girip sandığın kapağını ardından kapatınca nefesi kesilmeye başladı.
"İşte," dedi ince boyunlu adam nefesi kesilerek, "bu sandığın içinde zorlukla soluyorum çünkü ince bir boynum var. Sandığın kapağı kapalı olduğu için içeri hava girmesine engel oluyor. Nefesim kesiliyor olabilir, ama yine de sandığın kapağını açmayacağım. Yavaş yavaş öleceğim. Hayatla ölümün mücadelesine tanık olacağım. Meydana gelecek savaş, kazanma şanslarının eşit olduğu doğaya aykırı bir savaş olacak; çünkü doğal koşullarda her zaman ölüm zafere ulaşır; hayatsa, ölüme mahkum, son dakikaya kadar boş bir umuda tutunup düşmanıyla beyhude uğraşır durur. Ne var ki, şimdi gerçekleşecek mücadelede hayat da zafer olanaklarına sahip olacak: zafere ulaşmak için hayat, ellerimi sandığın kapağını açmaya zorlamalı. Kimin kazanacağını göreceğiz! Bir de şu berbat naftalin kokusu olmasaydı. Hayat galip gelirse sandıktaki her şeyin üstüne makorka serpeceğim. İşte başladı: artık nefes alamıyorum. Tükendiğim aşikâr. Kurtulmam mümkün değil! Kafamda yüce düşünceler yok. Boğuluyorum.
"Hey! O da nesi? Birden bire bir şey oldu ama ne olduğunun ayırdına varamıyorum. Bir şey gördüm ya da duydum...
"Hey! O şey yine oldu. Tanrım! Soluyabileceğim hiçbir şey kalmadı. Sanırım ölüyorum...
"Peki şimdi ne oldu? Neden şarkı söylüyorum? Boynum ağrıyor gibi... Peki sandık nerede? Neden odadaki her şeyi görebiliyorum? Ve neden yerde yatıyorum? Peki sandık nerede?"
İnce boyunlu adam yerden kalktı ve etrafına baktı. Sandık görünürlerde değildi. Sandalyelerin ve yatağın üzerinde sandıktan çıkartılmış şeyler seriliydi, ama sandık görünürlerde değildi.
İnce boyunlu adam şöyle dedi: "Demek ki hayat, ölümü benim bilmediğim bir yoldan alt etti."
*markorka: ucuz, iri taneli Rus tütünü -çev.
Yazan: