bir İngiliz yazarı Londra'dan telefonla arayıp soru yağmuruna tutmuştu beni. Biri de şuydu sorduklarının: "Mektep, medrese, nereyi bitirdiniz?" Ben de, "Mektebim de, medresem de kitaplar" diye cevap vermiştim.
Çünkü onlar Batı dünyasına gerçek İslâm'ı yeteri kadar anlatmamış olduklarından, bu uydurma şeyleri dinleyenler ne yazık ki gerçekmiş sanabiliyorlardı. Doğulu Müslümanların gerçek İslâm'ı anlatma konusundaki gevşeklikleri, hatta suskunlukları öyle bir bilgi boşluğu doğurmuştu ki Batı'da, bir din istismarcısı çıkıp halkımızı yanlış yola sürükleyebilmişti.
Başımızdan geçen her olayın kişiliğimizin oluşmasında az çok etkisi vardır. Geçirdiğimiz her tecrübe, kişilik dediğimiz o bileşimin bir unsurudur.
anlatılması imkânsız duygular içindeydim; aynı anda birçok oluktan birbirinden farklı birçok duygu boşanır gibiydi üstüme. Bu hali en iyi anlatacak kelime olsa olsa "zaman dışı kalma" olabilirdi herhalde. İnsana o haldeyken bir gün beş dakikaymış gibi kısacık, yarım saat de bir hafta kadar uzun gelebilirdi.