Oruç, belli belirsiz bir hilâlle birlikte, her yıl bize gelen bir medeniyet, şuurlandıran bir armağan, bir peygamber armağanı, bir diriliş mucizesi, inkâr karanlığında kıvrananlara bir azap ve korku, aydınlığa doğru koşanlara ve susamışlara bir umut ve bir muştu, dünyaya inen bir arş aşısı, vakte gelen ilâhi bir sahife, kalbe yaklaşan bir teselli ve bir güven, rızkı saran bir ışık ve bir berekettir.
Öyleyse, bereketlendir kalbimizi ey Ramazan.
Ruhumuza bir ruhülkuddüs gibi gelen kutlu Ramazan.
Oruç, içimizde batmayan bir ayın geceden gündüze taşınmasıdır. Bir ramazan gününün saatleri ilerledikçe içimizdeki ay büyür büyür; ilkin, "kurumuş bir hurma dalı" kadar ince; sonra bir kalın kaşlı hilâl. Sonra sonra tam yuvarlaklığını alır. Zaferlerin tam bedir hali olan Bedir Savaşı'nın isminin kelimeler dünyasında ayın mükemmelik haline teşbih edilmek gibi bir hikmeti yok mudur dersiniz? Oruçluyken ve oruçlu değilken aynı işi yapınız, arada bir ay farkı vardır. Müslümanla müslüman olmayan arasında bir ay farkı vardır. Oruçluyken sözlerimizin arasına esrarlı bir ay ışığı karışır. Her çileden bir ay sembolizmi gelir, kelimelerimize siner.
Oruç konuğumuz, çocukların takma sakallı, maymun yüzlü noel babası değil, nur belirtili öğretmenidir. İlk oruç tuttuğu gün çocuk, ilk dersini başarıyla vermiş minik bir öğrencidir. Göklerin ve yerlerin, gönüllerin ve ruhların ilk dersini vermiş, ilk ölüm provasını zaferle donatmış bir diriliş eridir o.
Kadir gecesi, hangi gecede bulunduğunun kesin bilinmezliğiyle biraz da öbür gecelerin içinde değil midir? Öbür geceleri de bir projektör gibi aydınlatmıyor mu?
Kadir gecesinin gizli olması gerekir; çünkü, açık ve seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması, Allah'tan başka Tanrı tanımama dini olan islâma uymazdı; islâm, değil bir insanın, bir gecenin bile putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır.