• Yusuf Atılgan'ın vefatından yaklaşık 30 yıl sonra çıkan kitabı. Tabi ki derleme ama daha önce kitaplarına girmemiş yazıları. Geçen yıl Atılgan'ın kitaplarının telif haklarını YKY'den alan Can Yayınları tarafından hazırlandı kitap. Kitabın içeriğine geçmeden önce hemşerim Yusuf Atılgan'dan bahsetmek istiyorum biraz. Çünkü üzerinde çok düşünülecek ilginç bir hayat yaşamış kendisi.
    1921'de Osmanlı'nın son Cumhuriyet'in ilk zamanlarında Manisa'da doğuyor, işgal sonrası Yunanların denize dökülmeden birkaç gün önce, Ege'nin soğuk suları için ısı depolama planları neticesinde çekilirken Manisa'yı yaktıkları için ailesiyle beraber Saruhanlı ilçesinin Hacırahmanlı kasabasına taşınıyorlar. Çocukluğu burda geçiyor. Eğitim öğretim derken üniversite için İstanbul'a geliyor ve burda 4-5 yıllık macerası oluyor. Edebiyat fakültesini bitirip bir yıl öğretmenlik yapıyor. 1946'da siyasi faaliyetlere katıldığı için 10 ay hapis yatıyor. Vee akabinde köye geri dönüyor. 25 yaşında köye döndükten sonra 30 yıl köyde çiftçilik yapıyor. Başeseri diyebileceğimiz Aylak Adam'ı da 1959 yılında köyde yazıyor ve Cumhuriyet gazetesindeki yarışmaya gönderiyor. Kitap 2. oluyor, 1. ise Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü kitabı Jüride Halide Edip, Behçet Necatilgil, Haldun Taner gibi isimler var. Neyse bu kitaptan sonra bir iki yazma denemesi daha olsa da başka bir kitabı çıkmıyor. Ve 55 yaşına kadar Hacırahmanlı'nın Yusuf Ağası olarak hayatına devam eden yazarımız. 55 yaşında evlenip çocuğu olunca çok sevdiği kasabasını geride bırakıp benimde 5 yılımın geçtiği Kadıköy'e Moda'ya taşınıyor. Ve sonrasında da Anayurt Oteli geliyor. İstanbul'da yayınevlerinde çalışan Atılgan, Canistan romanını yazarken aramızdan ayrılıyor. Yarım kalan bir roman Canistan. Malesef. Çok az eser veriyor Yusuf Atılgan, bunun nedenini de "Yazamaktan çok okumayı seviyorum." diyerek açıklıyor. Çok okuyan biri ve az konuşan röportajlarında da hep kısa cevaplar veriyor. Varoluşçu tayfasından kendisi, bütün eserlerinde yalnızlaşmayı işliyor. Belki de bunu en iyi yapan kişi edebiyatımızda.
    Siz Rahat Yaşayasınız Diye kitabına gelirsek dediğim gibi bu yıl Can Yayınlarından çıktı kitap, Atılgan'ın yayınlanmamış yazılarından oluşan bir derleme. Peki neler var içinde öncelikle daha önce yazıdığı ve bitmek üzereyken en sevdiği yazar olan William Faulkner 'in Döşeğimde ölürken kitabın tekniğini kullandığını fark edip imha ettiği Eşek Sırtındaki Saksağan kitabının, imha etmeyi unuttuğu 20-30 sayfalık giriş bölümüyle başlıyor. Daha sonra bu metni yok ettiğine kendisi de üzülüyor. Bir romanın giriş kısmını okuyoruz kitabın başında. İkinci bölümde ise gazetelerde yazdığı yazılar var. Benim en sevdiğim bölümlerden biri buydu. Bu yazılarında sürekli Manisa'dan köyü Hacırahmanlı ve köylülerinden bahsetmiş, belli ki baya özlem duymuş ayrılınca. Bu yazılarda köydeki kişilerden bahsetmiş köye uğrayıp o insanları bulup Yusuf Atılgan'ı konuşmak istedim çok fazla. Bu bölümün sonunda kısa kısa notları, sözleri ve birkaç da şiiri var. Bir sonraki bölümse yine çok beğendiğim, kendisiyle yapılan söyleşilerden oluşuyor. Sırf bu bölüm için bile Yusuf Atılgan severlerin okuması gereken bir bölüm. Burda kendisinden ve eserlerinden bahsediyor. Bilmediğiniz ve merak ettiğiniz birçok şeyi öğrenmiş oluyorsunuz bu bölümde. Özellikle Aylak Adam ve Anayurt Oteli ile ilgili kendi fikirleri, nasıl yazdığı.. Daha sonra Yusuf Atılgan'ın üniversite sonunda hazırladığı Tokatlı Kani ile ilgili mezuniyet tezi var. Bu bölüm çok zor ve sıkıcı geldi bana çünkü, akademik bir çalışma ve konusu da bir divan şairi. Ve son bölümde Atılganın çevirdiği birkaç yazı var bunlardan biri de tabiki en sevdiği yazar olan Faulkner'e ait. Velhasılı çok memnun kaldığım bir kitap ve Yusuf Atılgan okuyan herkese tavsiye ediyorum, mutlaka okuyun. Ama diğer eserlerini okumayanlar bu kitapla başlamasın. Ve Hacırahmanlı'ya yolunuz düşerse muhakkak uğrayın, İstanbul-İzmir yolu üzerinde Akhisar'ı geçince Saruhanlı'ya gelmeden hemen önce.
  • Kitap 11 bölümden oluşan Pala'nın makalelerinin toplandığı bir eser. Her birinde bir divan şairinin bir şiirini ele alıp mümkünce şerh etmeye çalışmış yazar. Divan şiiri olması göz korkutmasın hızlıca akıp gidiyor anlaşılır bir dille yazılmış. Ayrıca yazar çok samimi. Zaten beyitlerin Türkçe çevirileri de mevcut. Divan şiirine ilgi duyuyorsanız bakabileceğiniz, okuyabileceğiniz güzel bir eser.
  • Yaklaşık 15-20 yıl önceydi, bir ağabeyimin kitaplığında yan yana duran kitapları arasında ismi dikkat çekici olduğu için gözüme çarpmış, zihnime kazınmıştı. “Savaşçı“, Cüceloğlu yazıyordu. Meraklı bir insanımdır ama o kitabı okumak bugünlerde nasip oldu. Yine kitabın sırtından adını okudum sadece “Savaşçı”. Oysa kitabın tam adı “Anlamlı ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı” idi. Şok oldum çünkü yıllardır isminin bu olduğunu bilmiyordum. İkinci ergenlik dönemimi yaşadığım şu günlerde (bir yerlerde okudum veya duydum veya gördüm tam emin değilim ama insan 30’lu yaşların başında, biraz öncesinde veya biraz sonrasında ikinci bir ergenliğe girer demiş birileri) yeniden hayatın anlamını, anlamımı, kimliğimi, benliğimi sorguladığım şu günlerde okuyalım bakalım dediğim bir eser. Gerçi bu sorgulamanın farkında olan eski ve yeni hayat yoldaşlarımın ortak vurguladığı bir cümle var, “Fazla sorgulama motoru yakma ” hem uzaklaşmak istediğim eski çevremin hem de yakınlaşmak istediğim veya çaresizlikten oraya doğru yol aldığım yeni çevrenin ortak mottosunun bu olması aslında çok da fazla uzağa gidemeyeceğimin bir göstergesiydi.

    Yaklaşık 400 sayfalık bir yolculuğa çıkmıştık, Doğan Cüceloğlu, Arif Okurer ve ben. Onlar konuşuyordu İstanbul’un çeşitli parklarında, çay ocaklarında, kültür merkezlerinde, sokaklarında bende anlamlı ve coşkulu bir yaşam için bana ne verecek diye okuyordum. Bu süreç yaklaşık 1 ayı buldu, öyle hemen elime alıp bitirmek istemedim, gördükçe, gereksinim hissettikçe okudum. Bazı yerlerin altını çizdim, baktım çizmeye gerek yok, o kısımlar zaten vurgulanmış Ama yine de çizdiğim yerler de oldu.

    Ne kaldı bana.
    İnsan hayatı birey olma ile ait olma arasında süren bir kavga. Savaşçı bu kavgada dengeyi tutturan birey. Kolay mı? Çok zor. İmkansız mı? Zaman alır Jandarma / Komando marşına döndü yazı

    Kitap 1999 yılında çıkmış, zaten 1999 depremine atıfla bitiyor kitap. Ben Şubat 2004’te Remzi Kitabevi tarafından basılmış olan 16.basımı okudum. Yıl 2017 kaçıncı basımı çıktı, bilmiyorum. Araştırdım, 2016-10-10 tarihinde, 49. Baskısı çıkmış.

    Kitap; Arayış, Uyanış, Niyet, Geleceği Yaratmak, Güç, Sorumluluk, Ölüm Bilinci, Değişim, Bitmemiş İşler, Savaşçı Olmak için, Devam Edelim başlıklarıyla 11 bölümde konuyu incelemiş.

    “Her bir insanın öyküsünü bilebilmeyi isterdim” demiş, bende de bu düşünce çok uzun süredir var. Hatta cennete gidersem ve böyle bir istek hakkım olursa, bütün insanların hayatlarını braştan sona film gibi izlemek istiyorum diyeceğim. Nasıl olsa zaman bol, umarım gerçekleşir.

    “Siz ne kadar değişirseniz, çevreniz o şiddette size direnecektir” demiş, yukarıda kısmen bahsettik. Etkiye tepki galiba.

    “Özle ilişkili yaptığınız herşey anlamlı, heyecan verici gelir. Özden kopuk yaptığınız şeyler ise anlamsız ve sıkıcı gelir” demiş bazı yapmam gerektiği belirtilen şeyleri yapamamam bununla alakalı gibime geldi. Birde bir dönem anlamlı ve heyecanlı olan şeylerin bir dönem anlamsız ve sıkıcı olmasının sebebinin özümün değişmesiyle alakalı olduğunu belgelemiş oluyor.

    “İnsanların yapılan önerilere eleştirel bakmadan uydukları her yerde trans vardır. Bu anlamda hipnotik ve uyanık durumlar arasında fark yoktur. Eğer bir kişi, başka birinin dediğini süreçlemeden, eleştirmeden olduğu gibi kabul edip yapıyorsa, orada trans vardır. Birinin dediğinden yeteri kadar etkilenerek onun dediğini yapmak hipnozun etkisi altında olmakla aynı şeydir.” (André Muller Weitzenhoffer) diyerek Savaşçı’nın trans halinde olmadığını yaptığı her hareketi bilinçli olarak yaptığını belirtmektedir.

    Gerçek dindarın çıkar bilinci ile hareket etmediği belirtilerek Yunus Emre’nin

    “Ne varlığa sevinirim
    Ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum
    Bana seni gerek seni”

    dörtlüğü verilmiştir. Bu durum aslında muttakinin yani gerçek takva sahibinin durumunu belirtmektedir. “Muttaki gelene sevinmez, gidene üzülmez.” bunu ilk okuduğumdam beri hala anlayabilmiş değilim, insan nasıl gelene sevinmez, nasıl gidene üzülmez. İşte bunu anlayamadığım için gerçek manada bir muttaki, kitaptaki tarifle bir savaşçı olamıyorum.

    “Savaşçı içten değilse hiçbir zaman savaşçı olamaz” diyerek ihlasla amele vurgu yapılmaktadır. Savaşçının egosuyla/nesnel beniyle yani nefsiyle savaştığını belirtilmiştir. En büyük cihadın nefisle cihad olduğu hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Peygamber Efendimiz(sav)’in hadislerinde bize ulaşmıştır. Bundan önce okuduğum bazı kitaplardaki nefisle mücadele süreci, savaşçının değişim/dönüşüm süreciyle büyük benzerlik göstermektedir. Burada farklı olan savaşçının bunu ilahi bir emir olduğundan değil de kendi kendine gözleye gözleye bilinçli bir şekilde yapmasıdır. Zaten müslüman bir bireyde sırf emredildiği için ben nefsimle mücadele ediyorum ve ilerleme katediyorum diyemez zira bu iş bilinçle olur.

    “Savaşçı ortama getirdiği bilincin derecesinden yüzde yüz sorumluluk almasını bilir. Niyetinin saflığı içinde kendini yüzde yüz ilgilendiği konuya verir. İlgilenmiyorsa, ‘mış gibi’ ilgilenmez. Dürüsttür.” demiş kıvırmak yok, sorumluluk alır, Evet demesi de anlamlıdır, Hayır demesi de anlamlıdır. Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur.

    “Ölümün avcılık yaptığı bir dünyada, kuşku ve pişmanlık için zaman yok. Ancak kararlar için zaman var.” (don Juan) Don Juan kitaptaki öğretilen esas sahibi, bir Kızılderili bilge kişi. Carlos Castaneda, Don Juan’ın öğretileriyle ilgili 8 kitap yazmış. Doğan Cüceloğlu bu kitaplardan edindiği tecrübeyi Savaşçı’da anlatmış, ben de buraya yazıyorum. Yani bu yazı suyunun suyunun suyu

    Ölüm Bilinci, ölümün her an yanıbaşımızda olduğu bilinciyle hareket etmemizdir. Söylemesi pek tatlı da insan çabuk unutuyor bunu.

    “Ne kadar seçeneğim varsa, o kadar özgürlüğüm var demektir” demiş seçenek yoksa özgürlük te yoktur. Şiirlerle ölüm bilincinin anlatıldığı kısımda Yahya Kemal BEYATLI’nın Sessiz Gemi şiiri hoşuma gitti. O heyecanla eşime okudum, sonra bir anda bir şiir okuma coşkusu doldu içime, “Divan Şiirinden Seçmeler” kitabını aldım, karıştırdım, sadece Fuzuli’den bir iki şiir okumaya çalıştım, anlamayınca bırakmak zorunda kaldım

    Kitapta beni en ilgilendiren diğer kısımlar aşağıdaki satırlar:

    “Hayatını anlamlı bulan veya bulmayan kişinin kendisidir. Anlamsız bulduğu zaman arayışa geçen de kendisidir. Savaşçı kendi değişiminin peşindedir. Başkalarını değiştirmek onun amacı içerisine girmez. Savaşçı, başkaları değişmek istiyorsa, ama gerçekten istiyorsa, onların değişimine katkıda bulunur. Bu kadar. Savaşçı yaşamının kendi seçtiği anlamı içinde, olabileceğinin en iyisi olmaya kendini adamıştır.Savaşçı bitmemiş işler taşımaz, sürekli işlerini bitirerek yaşamına devam eder. Savaşçı ait olmaya önem verir, ama ait olma tarafından kullanılmaya izin vermez.”

    Ve her insanın kendi yaşamı içinde bir bütün olduğu, olduğu gibi kabul etmek gerektiği ile ilgili paragraf:

    “”Her bir insan kendi yaşamı içinde nasıl bir anlam bütünü oluşturuyor” diye düşündüm. Karmaşık, çok boyutlu, girift, sürekli değişen bir anlam; ama olayı yaşayan kişi için “gerçek olan” o anlam. “Hayır, senin verdiğin anlam yanlış, benim anladığım şekilde anlayacaksın” demek “yerçekimi diye bir şey yok” demek kadar doğaya aykırı”

    Bunun üstüne kelam edilmez. Vesselam.
  • Sonra dünya dondu; insanlar dondu, kuşlar bile uçmadı sanki; beklediler, beklediler, beklediler. Genç kadının kanı yaralarından sızarak yere aktı, göllendi. Toprakta vakitsiz açan kızıl bir gül büyürken, Şehnaz herkesin gözü önünde, inlemeleri gittikçe hafifleyerek kan kaybından öldü, ancak ondan sonra adam kadını son bir kez öpüp tabancasını attı ve teslim oldu. Daha yürekli kocalar , kadını vurduktan sonra tabancayı kendi şakağına dayayıp intihar ediyordu. Besbelli Yusuf onlardan değildi. Şimdi bir sürü ceza indirimiyle hapse girecek, orada - ağır mahkum, leşi var diye- el pençe divan saygıyla karşılanacak, birkaç yıl yatıp çıktıktan sonra da muteber bir yurttaş olarak hayatına devam edecekti. Belki de daha önceki iki karısını öldürdüğünü, hapis yattığını söyleyerek televizyondaki evlenme programına çıkıp yeniden evlenmek istediğini söyleyen yaşlı adam gibi davranacaktı. Adet böyleydi; onlara kader kurbanı deniyor, anlayış gösteriliyordu.Duvara "kahrolsun hükümet" yazdığı ya da okulda Deniz Gezmiş şiiri okuduğu için anti terör yasasına göre örgüt elemanı gibi gösterilip otuz yıla mahkum edilen gençler, öğrenciler gibi tehlikeli değildi toplum için.
    O gün ; Türkiye Cumhuriyeti'nde sadece 2014 yılındaki 294 kadın cinayetine bir tane daha eklenmişti.
  • Birinci dönem şairleri divan tarzı şiirler yazmışlardır. (...)
    İkinci ve üçüncü dönem Kıbrıs Türk şairleri şiirlerinde serbest vezni kullanmışlar; heceyle yazılan şiirler oldukça azdır. Bu dönemlerde yazılan şiirlerin temaları "milli" dir. Ana vatana bağlılık, kahramanlık ve hürriyet mücadelesi vb. duygular şiirlere hakimdir.
    Dördüncü dönem şairleri ise yine şiirlerinde serbest vezni kullanmışlardır. Şiirlerin konusu ise tamamen değişmiştir. "Milli" lik yerime evrensellik ve hümanizm şiire hakim olmuştur. Anavatana bağlılık, kahramanlık, tarihi değerler gibi konular artık şiirlerde işlenmez olmuştur. Zaten son dönem şairleri şiirlerini "eskiye reaksiyon" şeklinde geliştirmişlerdir. Dolayısıyla milliyetçiliğin yerini evrensellik almıştır.
  • Bu kitaptaki yazılarda, Türk milletinin yüzyıllar içindeki âdetlerinin, inançlarının,zaferlerinin,sevinçlerinin ve acılarının, aşkının , mahalle ve eğlence hayatının ; hatta siyaset dünyasının divan şiiri iklimi içinde nasıl yansıtıldığı ve işlendiği gösterilmekte ; böylelikle bugünkü yaşayısımızın, duyuşumuzun, ve kimliğinizin köklerine işaret edilmektedir.
  • Aşk Ateşten Bir Gömlek,
    Bence En Güzeli Sevmek.

    Nedir bu aşk neden bu kadar yakar...
    Aşık olmak için sevdiğinden ayrı kalamak mı lazım önüne hep engeller mi lazım...? Amaaan neyse ne canım bence tek Aşk İlahi Aşktır gerisi bağımlılıktır. Sevgi görmemişliğidir. Azıcık ilgi biraz şefkattir. Ne diyor bu diye düşünmeyin kızmayın da okuduğum hikayeler çok güzeldi arada geçen şiirler beyitler muhteşemdi. Ama konusu AŞK ben aşka inanmam bana saçma gelir hani Can Yücel'in bir şiiri var "Bağlanmayacaksın" diye bu insanların birbirine bu denli bağlanıp sonra adına aşk demeleri...

    Okuduğum bu kitap cidden güzeldi aşk öyküleri, divan edebiyatı beni mest etti her ne kadar koşuşturmalı bir zaman denk gelse de güzel gitti.