• Kanunî Süleyman döneminin Divan-ı Humayun katiplerinden Hafız Hamdi Çelebi gibi konuşanlar çıkmıştır. Padişah'a sunduğu bir şiiri'nde Hafız Hamdi Çelebi şöyle der:
    "Padişahım! Türk'ü öldür, baban olsa da. O iyilik
    madeni yüce Peygamber (Muhammed): -'Türkü öldürünüz, kanı helâldir'- demiştir"
  • aşk şiiri yazmaktan bıktım
    bir gün şöyle bir baktım
    yazdığım bütün şiirler öyle
    bir sarsılma, nedir bu
    bir otuz aşk şiiri daha
    kendimi hiç suçlamadım
    peki o zaman ben neden
  • Divan edebiyatı konusunda usta olan İskender Pala, tasavvuf konusunda da kendisinden beklenen güzellikte bir eserle karşımızda.
    Yunus Emre'nin tasavvuf yolunda hamlığını üstünden atıp, nasıl piştiğine şahit olacaksınız. Sizinle beraber Molla Kasım, Tapduk Emre, Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli de Yunus'un bu yoldaki şahitleri olacak.
    Yunus'u bu yola sevk eden ne oldu peki? Köyünü basan Moğollar taş üstünde taş bırakmamış ve Yunus orada en kıymetlisini kaybetmiştir. Sitare... Yunus'a aşkı öğreten kadın. Öyle bir aşk tasviri vardır ki Sitare'nin, bunu Yunus şöyle dile getirir:
    ..."'Yunus!' dedi, parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek, "Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin Cananı buradadır. O nokta yoğun bir kandan ibarettir. Adına 'süveyda' yahut 'sevda' derler. Çünkü sevda, Kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yaptığını bilmez olur..."

    Bu acıya ek oğlu İsmail'in de esir düşüp kaybolması, Yunus'u arayışlar içerisine sürükler. Daha önce de kapısına gittiği Hacı Bektaş'ın yanında oduncu olarak nefsiyle bir savaşa girer. Öyle ki bir tane bile eğri odun getirmez ve der ki: "Burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, değil eğri adam, eğri odun bile giremez." Dervişlik için geçirdiği bu süre içinde kendisi ilerleme kaydedemediğini düşünerek oradan ayrılır. Oğlunu aramak da bu yollardaki bir diğer amacı olmuştur.

    Kayıp geçirdiği sürelerde kendini ve inancını da kaybeden İsmail ise en sonunda babasını bulur. Bu buluşma da Yunus'un bir duasının daha tecellisine şahit olacaksınız. Dünya gözüyle görmeyi istediği tek yüz oğlu olsun istemişti ve Rabbi ona bu dileğini lütfetti. Sonrası mı? Sonrası karanlık. Karanlıkta daha da harlanan, daha da parlayan içindeki aydınlık olacaktır. Herkese şifa dağıtan Yunus, kendi gözleri için hiçbir şey yapmaz çünkü biricik Peygamberimiz'in vefat ettiği yaşı düşünerek, daha fazla dünyayı görmek benim neyime der ve maddeden mana alemindeki yolculuğunu tamamlar.

    Bu yolculukta sayısız şiirle içindeki ateşi ortaya koyar, öyle ki günümüze kadar ulaşır bu yangın. Çünkü o bir şiir demiş olmak için şiir demiyordu; o bir kalbe girmek için şiir diyordu. Onun şiiri sanatı için değil imanı içindi. Onun şiiri insan için, sevgi için, hoşgörü için, insanlık içindi. Yunus'un en büyük mirası da hem bu şiirler hem de şiire yüklediği anlamlar olmuştur. Hakettiği değeri verebilmek dileğiyle...
  • 1k'daki kütüphaneci arkadaşların uyarısı ile bu kitabın Cevdet Kudret'e ait olduğunu ve kitapta belirtilen Nevzat Yesirgil'in Cevdet Kudret'in takma adı olduğunu öğrenmiş oldum.Bu küçük ama sımsıcak eser sayesinde Nedim ile tanışmış oldum.Meğer çok geç bile kalmışım.Okuduğum her şiiri birbirinden güzel.Hangi şiirini okusam bu en iyi şiiridir diyorum.Fakat bir iki sayfa sonra daha güzelini okuyorum.Son şiirine kadar Nedim beni büyülemeye devam etti.
    Nedim divan şiirinin kalıplarını alt üst ederek bir çok yenilik yapıyor.Kendince bir üslup oluşturuyor.Tanzimat dönemine karşı tarzı yadırganıyor.Tanzimat'tan sonra ayrı bir ehemmiyet kazanıyor.
    Divan şiirinde şarkı türündeki eserlerin Nedim sayesinde ehemmiyet kazandığı ifade ediliyor.Açıkçası şarkılarından bir iki tanesi dışında pek tesirli bulmadım.Dönemindeki veya haleflerinden herhangi bir şair de bunları yazabilir.Ancak yazdığı gazellerin bir benzerini yazabilecek kaç tane daha şair var bu âlemde.O ne büyüleyici bir kalemdir öyle.Şarkıları daha ziyade Lale Devri'nin meşhur Sadabad ve Çırağan eğlencelerinden bahsettiği için beni Ahmet Refik Altınay'ın Lale Devri adındaki kıymetli eserine,o kitaptaki Nedim ile ilgili bölümlere ve şiirlere aldı götürdü.O kitap da apayrı güzeldi.Nedim'in son şiiri ise çok güzel bir türküdür.
  • Divan şiirine meraklıydı.
    Fuzuli'ye ait altı şiiri, harf devriminden sonra Türk alfabesiyle, kendi elyazısıyla kaleme almış, Osmanlı Tarihi kitabının arasına koymuştu.
    “Canımı canan isterse minnet canıma / can nedir ki, kurban etmeyim cananıma" mısralarını sık sık kullanırdı.