İnsan, kendi varlığının ağırlığını taşıyamadığı için mi anlam arar, yoksa anlam aradığı için mi varlığının farkına varır?
Belki de gerçek soru şudur: Ya anlam diye peşinden koştuğumuz şey, sadece sessizliğin yankısıysa?
Yani evrenin “hiçbir şey demeyişine” verdiğimiz insanca cevapsa?
Zaman akıyor deriz hep, ama belki zaman akmaz biz akarız onun içinden, ve her an, geçmişle gelecek arasında asılı bir su damlası gibi titrer.
O damla, “şimdi” dediğimiz o ince çizgidir ne tutabiliriz, ne döndürebiliriz.
Ve düşünce.
Düşünce bir aynadır ama kırık. Ne yansıtıyorsa parçalıdır, tamamlanmaz.
Bu yüzden hiçbir fikir tam değildir, ama her fikir biraz gerçektir.