Dostoyevski şans oyunlarında kaderi provoke eder: Onun masaya sürdüğü şey sadece para değildir -ve her zaman son parasıdır-, tersine onunla birlikte bütün varlığını sürer masaya; bundan kazandığı şey son raddeye varmış bir sinir sarhoşluğu, ölümcül ürperme, temel korku, şeytani yaşam duygusudur. Altın bardakta sunulan zehri içerken bile Dostoyevski sadece, tanrısal olana duyduğu yeni susuzluğu içmektedir.
Çünkü onun için mutluluk ve acı duygunun son noktası, dengesiz artan yoğunluk anlamına geliyordu; o ortalama yaşamın ortak değerleriyle değil, kendi çılgınlığının kaynama derecesiyle ölçüyordu.
[...] en değerli metallerini maden ocağının en karanlık dehlizlerinden, tehlikelerle dolu bir havada, güvenli bir hayatın gezinti yüzeylerinin çok aşağılarından çıkaran insanlar gibi, sanatçı da en ateşli hakikatlerini, en derin bilgilerini her zaman doğasının en tehlikeli uçurumlarından bulup çıkarmıştır.