Askerler, gayretlerinin hiçbir askeri fayda sağlamayacağını gördükleri noktada ilerlemeye son veriyorlardı. Dolayısıyla fiziksel risk altındakiler muharebe sahasındaki sonucu belirliyordu. Komuta heyetleri de, daha sonra bu sonucuyeterli görüp kabullenmek zorunda kalıyorlardı.
Eğer savaş denen olgunun bir mantığı varsa, bu mantık rasyonel bir politik hedef uğruna fiziksel zor kullanımını içerir. Birinci Dünya Savaşı devam ettikçe, o mantık iyice anlamsız hale geldi.
Trajedi olarak Birinci Dünya Savaşı üstanlatısında, askerlerin deneyimindeki iki temel yön, tamamlayıcı nitelik taşımaktadır: 1914'te savaşın çıkışını coşkuyla coşkuyla karşılama ve bunu izleyen kişisel ve toplumsal yıkımın ortasında yaşanan hayal kırıklığı. Coşku ve ümitsizlik ayrılmaz bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır, çünkü insanlar başlangıçta kendilerini bütünüyle savaşa adamasalar, daha sonra o kadar derin bir hayal kırıklığı yaşamazlardı.