Sen rüyanı gerçekleştirmek istemiyor muydun? Hatta sen bir yerde, "bir tek rüyalar zamanın hakkından gelebilir, rüyalarımız tükenirse, bilin ki artık bizler de tükenmişiz" diye yazmadın mı?
Düşünmüştüm ve deneyimlerimden kesin olan bir şey öğrenmiştim; cehaletin ilacı boş konuşmalar, gülünç böbürlenmeler, durmadan tekrarlanan nakaratlar, heyecanlı dedikodular ve kalın kalın anlamsız sözler değildi. İlaç, bir eser ortaya koymaktı, bir şeyi yeniden yaratmaktı.
Adını şimdi hatırlamıyorum, ancak bir yazar şöyle diyordu; büyük ve yüksek amaçlar, her zaman bir perdenin ardında gizlidir. Onu düşünürsün, hayal edersin, daha da önemlisi onların var olduğunu bilirsin. Onun için göze alamayacağın şey yoktur, onun için varsın. Ama gel gör ki, o bir perdenin ardındadır. Görmemişsin onu, göremiyorsun ve görüp göremeyeceğini de bilmiyorsun.
Hayat, savaşta veya barışta, devamlı hüner, mücadele ve yetenek isteyen savaşın kendisiydi; korkaklıkla kararsızlıkla, mütereddit ya da kuruntulu bir yürekle sürdürülen hayata hayat denmezdi.
Bir Fransız filozofun dediği gibi, ölülerin geriye dönüşüdür. Fotoğraf, iki dünya arasında gidip gelmedir; hem ölümü, hem ölümsüzlüğü hatırlamaktır. Fotoğraf, mekanın, yaşamın, zamanın donmasıdır; zamanın akışına karşı verilmiş tarifsiz bir savaştır.