Çok daha baş döndürücü bir varsayım: Bir zamanlar DNA hem bir evrenseldi hem de bir değişmez; ancak bunu söyleyebilmek için maskesini çıkarması gerekince, araştırmaları yoldan çıkarmak için değişmeye, kartları karıştırmak için evrensel
olmaktan çıkmaya başladı.
Nasıl oluyor da varlığından kurtulmuş olduğumuz bir insanın yokluğunu özleyebiliyoruz? Bunu söyleten dilin ta kendisi: Birinin varlığını özlemek hem onun burada olmasını özlemek
hem de onun artık burada olmamasını özlemektir.
Beklemek erken ödenen bir kefarettir. Her zevk, bir beklentiler kuşağıyla çevrilidir; bu da milyonlarca insanın neden aynı
şeyi aynı anda istediğini açıklar. Beklemek, aynı nesneye yönelen karşılıklı isteklerin etkisiz hale gelmesidir. Gerektiğinde
acının ve ölümün bile.
Ot, rüzgardan en büyük zevki alabilendir. Onun uçarı, havai enerjisini yakalar; tıpkı dalgaların, deniz altındaki enerjiyi
yakalaması gibi. Ot, mutlak olarak eğilir, değişkendir, yararsızdır, yani ölümsüzdür.