"Başlangıçta...
Ama biz başlangıcı hiç görmeyiz tabii. Hikayeye ortasından, ışıklar söndükten sonra dalarız daima, o zamana kadar olup bitenleri çözmeye çalışırız. Yanımızdakilere fısıldarız, "Bu adam kim? Ya şu kadın? Daha önce karşılaşmış mı bunlar?"
Anladığımız kadarıyla idare ederiz.
Bu kez yanımızdakinin uzun boylu biri olduğunu farz edelim, üstünde eski, keşişlerinki gibi bir giysi olsun, yüzü kapüşonun gölgesine gizlensin mesela. Asırlar gibi, toz gibi koksun, ama bu hoş bir koku olsun. Elinde bir kitap tutsun. Kitabı açtığında (kitap deri ciltli, hiç şüphesiz, ve içindeki her bir kelime elle yazılmış özenle) metalin şıngırtı sesini duyalım ve kitabın adamın bileğine zincirli olduğunu anlayalım.
Çok takılmayın bunlara. Rüyalarımızda daha tuhaf şeyler de gördük; kurgu dediğimizde donmuş düşlerden, bir yapı suretine bürünmüş birbirine bağlı imgelerden ibaret zaten. Düşlere itimat etmemeli, düşleri yaratanlara itimat etmemek gerektiği gibi.
Rüya mı görüyoruz peki?
Muhtemelen.
Ama cübbeli adam konuşuyor işte. Sesi, kütüphanelerdeki eski parşömenlerin, gece geç vakit, insanlar evlerine gidip de kitaplar kendi kendilerini okumaya koyulduğundaki hışırtısı gibi. Kulak veriyoruz, şunlar olmuş hikayede şimdiye dek...
...
Biz hikayeyi dinler, bir son beklerken yanımızdaki kitabın kapağını kapatıveriyor. Kör Kader'i kitabına bağlayan soğuk zincirler şıngırdıyor usulca.
Hikaye, elbette ki, sona ermiş değil. Ama bu kaynaktan daha fazlasını öğrenemeyeceğimizi anlıyoruz, huzursuz oluyor, hareketleniyoruz. Sis kalkıyor, dönüş vakti geldi.
Filme ortasında girdik, bir müddet izledik ve ışıklar yanmadan kalkıp gidiyoruz. Eğer başlangıç yoksa, son da olamaz.
Karanlıkta yalnızız. Her cevap yeni bir soru işareti doğuruyor ve her an yeni bir şeyler oluyor.
Şimdilik bu