En’am Suresi 1. Ayet 4. Ders
Küfredenler Rabblerine Denkler Tutuyorlar (Özet)
En’âm Sûresi Birinci Âyet-i Kerîme Tefsiri ve Tevhid Hakikati
En’âm sûresinin ilk âyet-i kerîmesi, kâinatın hilkat gayesini ve bu muazzam nizamın nihâî meyvesini beyan etmektedir. Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ
Ezelden ebede her türlü methü senânın, muhabbet ve şükrün yalnızca semâvât ve arzı halk eden, zulümâtı ve nûru var eden Zât-ı Zülcelâl’e mahsus olduğu ilan edilmiştir.
Bu ilâhî beyan, hamdın kâinatın en büyük ve ehemmiyetli neticesi olduğunu göstermektedir.
Vâcibü’l-Vücut ve Ma’bûd-u Zülcelâl olan Allah, mahlûkatı yoktan var etmiş ve her şeyi kendi birliğine ve azametine şahit kılmıştır.
Semâvât ve arzın yaratılması, karanlıkların ve nûrun vücuda getirilmesi, her biri ayrı birer kudret mucizesidir ve her biri doğrudan doğruya Hâlık’ın takdirini, ilmini ve iradesini ilan eder.
Âyetin devamında yer alan şu beyan ise hakikati görmeyenlerin hâlini ihtar eder:
ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
.
(Sonra o küfredenler Rablerine denkler tutuyorlar.)
❗️Buradaki “sümme” lafzı, zaman sırasını bildiren bir zarf değil, yapılan işin akıldan uzaklığını ve şenaatini vurgulayan istib’ad manasını taşıyan bir atıf harfidir.
Bir yanda semâvât ve arzı yaratan kudretii sonsuz bir Zât, diğer yanda ise hiçbir şeyi halk etmeye muktedir olmayan âciz mahlûkat varken; insanın hamdini ve minnetini esbâba, tabiata ve vasıtalara vermesi akıl kârı değildir.
Küfür, sadece bir inkâr değil, aynı zamanda sunulan nihâyetsiz nimetlere karşı büyük bir nankörlüktür (küfran-ı nimet).
❗️Bu hâl, insâniyeti mahveden ve insanı eşref-i mahlûkat makamından aşağılara düşüren bir cinayettir.