döne

döne
Şimdi düşün; onu (güneşi) odunsuz, gazsız daimî ışıklandıran Kadîr-i Zülcelalin haşmetine, hikmetine, kudretine Güneşin zerreleri adedince SÜBHANALLAH, MÂŞÂALLAH, BÂREKELLAH, LÂ İLÂHE İLLÂ HU de. Asa-yı Musa
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Allahım ! Ben soyumdan tüm ölmüş olanların soylarına , zürriyetlerine ve başkalarına tüm yaptığı beddua ve lânetler adına , soyumun yaptığı zulümler , haksızlıklar , tacizler , tecavüzler nedeni ile soyuma ve zürriyetime beddua edenlerin adına , soyumdan ensest ilişkiler yapanların ve bu ilişkilerden çocuk dünyaya getirenler , başkalarına taciz , zulüm , tecavüz edenler , haksız miras yiyenler , zekât vermeyenler , faiz alıp verenler , zina ile çocuk dünyaya getirenlerin yukarıda saydığım ve sayamadığım insanların , Hz . Ademden ( aleyhisselâm ) kıyamete kadar geçmiş , gelmiş ve gelecek tüm inananların adına ve kendi adıma şirk ve isyan sözlerimizden , günah ve hatalarımızdan , söylediğimiz tüm beddualardan , lânetlerden , belâlardan , zulümlerden , taciz ve tecavüzlerden , ensest ilişkiler ve sapkınlıklardan tevbe ettim , estağfirullah Yâ Ğaffâr ! { Tevbe ettim , Estağfirullah Yâ Ğaffâr } ( 100 tekrar)
*Evleneceğimiz kişi kaderde belli midir?* ✓ *Evet, Allah’ın ilminde bellidir.* ✘ Fakat bu, bizim zorla oraya sürüklendiğimiz manasına gelmez. Çünkü: > *“İlim, malûma tâbidir.”* > *“Müessir ilim değildir, kudrettir.”* *_İşârâtü’l-İ’câz - 74_* Yani Cenab-ı Hakk’ın *İlm-i Ezelîsi,* bizim neyi seçeceğimizi bilir; fakat bu bilmek, bizi o seçime mecbur etmez. Nasıl ki güneş, doğacağını bilir; ama onun doğması o bilmenin sebebi değildir. Öyle de Allah bilir çünkü biz seçeceğiz. Biz seçmiyoruz diye Allah bilmiyor değildir. Risale açıkça der ki: > *“Cüz’-i ihtiyarî, kadere münafî değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder.”* *_Sözler - 466_* Demek ki kader, iradeyi iptal etmiyor; bilakis tasdik ediyor. *O kişi değişir mi?* Burada ince bir denge var. *İlm-i Ezel açısından:* ✘ Değişmez.
📖 Furkan’ın Terki ve Resûl-i Ekrem’in (sav) Mahkeme-i Kübrâ’daki Azîm Şikâyeti Kıyâmetin o dehşetli hengâmında, semânın bulutlarla yarılıp melaikenin fevç fevç yeryüzüne indiği o günde, mülk bütünüyle Hak olan Rahmân’ındır. Esbab perdesinin kalktığı, her şeyin hakikatinin ayân olduğu o vakitte, dünyada Resûl-i Ekrem’in (sav) getirdiği nûra sırt çeviren zâlimin hâli pek perişandır. O gün zâlim, elini hasret ve öfke ile ısırarak; “Keşke Resûl ile beraber bir yol tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke filânı dost edinmeseydim!” diye feryat eder. ❗️Zira o dost bildikleri, zikir (Kur’ân) kendisine ulaştıktan sonra onu saptırmış, en muhtaç olduğu anda onu hızlâna uğratıp yüzüstü bırakmıştır. Şeytanın ve insî şeytanların fıtratı budur; insanı helâke sürükler ve yardımın beklendiği o en kritik anda onu rezaletin içinde terk eder. İşte bu dehşetli manzaranın tam ortasında, Resûl-i Ekrem (sav) Rabbine öyle bir dâvâ dilekçesi arz eder ki, bu şikâyet Allah indinde cinayetlerin en büyüğüne işaret eder: “Yâ Rabbi! Kavmim bu Kur’ân’ı mehcur ittihaz etti (terk edilmiş bir şey olarak bıraktı)”. 🟠Kur’ân’ı Mehcur Bırakmanın Mâhiyeti ve Vecihleri “Mehcur” kelimesi, bir şeyden hicret etmek, onu kendi hâline bırakmak ve bir kenara fırlatıp atmak mânâsına gelir. Resûlullah’ın (sav) bu feryadı, Kur’ân’ın sadece lâfzen reddedilmesini değil, ❗️hayatın merkezinden uzaklaştırılmasını da ifade eder. Bu azîm dâvânın pek çok vechi ve mertebesi bulunmaktadır: 1. Lisanî ve Kavmî Vecih:
_Enaniyetin istiğfar duası_
Allah’ım… Kusurumu bildim. O kusurun kalbimde bıraktığı elemle beni ikaz ettin. Bu ikazı Senin rahmetinden bilerek Sana yöneliyorum. Ben, bende emanet olarak bulunan enaniyetimi; haksız temellüke meyleden, kendini kaynak zanneden, mevhum rububiyetle vücut isteyen mana-yı ismî yüzüyle tanıdım… Ve onun için Sana istiğfar ediyorum. Yâ Gafûr, enaniyetimin sahiplenme arzusunu bağışla. Yâ Settâr, kusurumu bana gösterip beni onda bırakma. Yâ Rahîm, enaniyetimin sertliğini merhametinle erit. Yâ Alîm, bildiklerimi kendimden bilmekten beni arındır; enaniyetimi ilmine fihriste yap. Yâ Hakîm, enaniyetimi hikmetine mikyas eyle; nefsime ölçü olmaktan çıkar.