döne

döne
Şimdi düşün; onu (güneşi) odunsuz, gazsız daimî ışıklandıran Kadîr-i Zülcelalin haşmetine, hikmetine, kudretine Güneşin zerreleri adedince SÜBHANALLAH, MÂŞÂALLAH, BÂREKELLAH, LÂ İLÂHE İLLÂ HU de. Asa-yı Musa
"Allahım! Kainattaki senin tasarrufatını farketmeyip tesadüfi zannederek, birçok olay ve hadiseye tesadüf diyerek ve tesadüfe vererek, şeytanın beni oyuna getirmesine aldanıp senin rastgetirmene karşı “TEVAFUK” dememekten binler kere binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Ğaffar, Yâ Settâr. Birahmetike Yâ Erhame’r-râhîmin Ya Rabbi! ▶️Mevhum bir rububiyet tahayyül ve tasavvur etmekten, ▶️nefsime uyarak keyfemayeşa hareket etmekten, ▶️hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmemekten, ▶️ hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutmaktan, ▶️mâlik değil, memluk olduğumu bilmemekten, ▶️ kendimi hür bilip abd bilmemekten, ▶️hakikî vazifem olan şükrü yapamamaktan; Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Allahım! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Ğaff ar! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Mucîb! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Basîr! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Semî’! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Mütekebbir! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Adl! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Hakem! Binlerce binler tevbe ettim. Estağfirullah Yâ Settâr! Birahmetike Yâ Erhamerrahîmin..."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
DUYURULARIN ORUCU
Mide orucu fiile aittir. 🕳️Duyguların orucu ise latifeye giden iç hatta aittir. Duygularla alırım → hisle etkilenirim → kuvveye döner → latifede niyet / nazar / ahlâk olur. O hâlde: Duygunun orucu, duygunun dışarıyı almayı bırakması değil, içeriye taşırken istikametinin tutulmasıdır. “Duyguların orucu” nerededir? Çünkü duygu zaten: “dış kapı” Asıl inşa: his → kuvve → latife hattında olur. Bu yüzden: Duyguların orucu, duyguyu kısmak değil, 🕳️duygudan doğan hisse sahip çıkmaktır. 1️⃣ Duygu mertebesinde oruç Bakıyorum… Duyuyorum… Temas ediyorum… 🔗Bunlar haram–helâl sınırı ile tutulur. Ama burada çok ince bir nokta var: Duyguların orucu = sadece haramı terk etmek değildir. Aynı zamanda:
Maide Suresi 118. Ayeti Tefsiri - Özet Mülkün ve Hikmetin Nihayeti: Maide Suresi 118. Ayet-i Kerîmesinin Esrarı Maide Suresi’nin nihayetinde, kıyamet gününde kurulacak olan o büyük adalet mahkemesinin dehşetli ve bir o kadar da latif bir manzarası sergilenir. Rabbi Zülcelal, her şeyi bildiği halde, adil mahkemenin bir gereği olarak ve kafirlerin hüccetini iptal etmek muradıyla Hz. İsa’ya (a.s.) o meşhur suali tevcih eder: وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ اللَّهِ “İnsanlara beni ve annemi Allah’tan gayrı ilah edinin diye sen mi söyledin?” Hz. İsa aleyhisselam, bu iddiayı en başta Allah-u Teâlâ’yı tesbih ederek reddeder ve: أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ “Ben sadece bana emrettiğini söyledim ki o da benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin.” diyerek vazifesini beyan eder. İşte bu muhaverenin zirvesi ve Hz. İsa’nın sözlerinin sonu olan 118. ayet, tevhidin, rububiyetin ve ubudiyetin en ince sırlarını cem eder. “Eğer Onlara Azap Edersen, Şüphesiz Onlar Senin Kullarındır” إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ Ayetin ilk kısmında geçen bu ifade, mülkiyetin mutlak surette Allah-u Teâlâ’ya ait olduğunun ilanıdır. Burada kullanılan “abd” (kul/köle) tabiri, memlukiyet manasını taşır. Yani mülk senindir; Sen mülkünde dilediğin gibi tasarruf etme hakkına sahipsin.
Kırk bin sene (okulda) okusan, bunların hiçbiri kabirdeki: »مَنْ رَبُّكَ؟« "Rabbin kim?" sualine cevap olmaz. "Rabbin kimdir?" diye soracaklar. Sen şimdi: "Ben 'Allâh' derim" diyorsun. Rabb kabul ettin mi Allah'ı?! Mesele çok ince. Mevlâ dedirtecek ki seni, sen de diyeceksin. O dedirtmezse diyemezsin. Onun için iyi niyetle okuyalım, iyi niyetle ibadet edelim Mevlâ'ya. Mahmut Efendi hazretleri (k.s)
*Kaderi niye kolay anlayamıyoruz?* *Kader–Cüz-i İhtiyarî Telifindeki İncelik* Kader meselesi öyle bir sırdır ki, en büyük dâhîler dahi onda aczini itiraf etmiştir. Nitekim: > *“En büyük bir dâhî telakki edilen İbn-i Sina, ‘Akıl buna yol bulamaz’ demiştir…”* *_Barla - 14_* Yine Sa’d-ı Taftazanî gibi bir allâme, kader ve cüz-i ihtiyarînin telifini uzun uzadıya, ancak havasın anlayacağı tarzda beyan edebilmiştir. Aynı meselenin Risale-i Nur’da kısa ve umuma açık bir surette izahı ise bir inayet eseri olarak gösterilir. *_Barla - 14 iktibas_* Demek mesele aklın zorlanmasından değil; mevzunun derinliğindendir. Çünkü: • İnsan kendinde *ihtiyarı vicdanen hisseder.* • Fakat o ihtiyarın *mahiyetini tam kavrayamaz.* > *“Bizzarure herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. O ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var; vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte şu cüz'-i ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey, malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delalet etmez.”* *_Sözler - 466_* Biz ihtiyarın varlığını biliyoruz; fakat kaderle nasıl telif edildiğini her cihetiyle kuşatamıyoruz. Bu ise yokluğuna delil değildir. *“İlim malûma tâbidir” Sırrının İdrak Edilememesi* Kader denildiğinde çoğu kimse şöyle zanneder: *“Allah bildiği için ben öyle yapıyorum.”*