Yağmurdan sonra toprağın kokusu, ciğerlerimi dolduran sabahın serinliği, denizi seyretmek, güzel bir kitabı bitirmek gibi, paylaşmaya ihtiyaç duymadan, içten içe de yaşanan bir mutluluk...
Doğayı, yaşamı nasıl koşulsuzca sevdiğimi daha iyi anladım.Doğayı ve kendimi özgürce, doludizgin yaşama bende tarifsiz bir haz duygusu uyandırıyor, öyle ki, ne zaman bir şarkıda dağ sözü geçse, dağlarla ilgili bir konu açılsa, bir dağ fotoğrafı görsem hâlâ tüylerim ürperir.
"Ne zaman su içmek için bir pınara eğilsem, o canlı suyun da benim gibi susamış olduğunu görürüm,
ve ben onu içerken o da beni içer"(Ermiş) Halil Cibran
Doğaya duyduğum özlemi ve susuzluğu bastıramaz hale gelip de ne zaman kendimi doğaya atsam, dağlara tırmansam, o dağın da beni beklediğini, beni özlediğini hissederim. Ben onu doyasıya yaşarken o da beni yaşar.
Arthur Rimbaud’nun dediği gibi:
Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düş ve yüreğimde sevgi;
büyük, sonsuz, umutlu,
Çekip gideceğim, çingene gibi,
başı boş,doğada, bir kadınla birlikte gibi mutlu."
Şunu da biliyorum ki, gençlik bir kez elden gitti mi bir daha geri gelmez, bu yüzden yaşamda hiçbir şeyi ertelemeyeceğim ve hiçbir şey için pişmanlık duymayacağım. Sırt çantamı taşıyabildiğim sürece de gezilere ve daha zorlu, daha yüksek dağlara tırmanmaya devam edeceğim ve her seferinde bir fırtına sırasında Neptunus’a seslenen Yunanlı balıkçı gibi diyeceğim ki
"Ey Tanrı, beni ister kurtar ister mahvet, ben dümenimi kırmadan dosdoğru gideceğim."
Ve son olarak da küçük bir Zen şiiri:
"Kemancı çalar,Kimse dinlemese bile
Kemancı yine de çalar."
"Yaşlılığımda torunlarıma anlatabileceğim bir hikâye daha, onu da özenle hafızamın anılar bölümüne kaldırıyorum. Bence, insan yaşlılığında-yıllandığında- anlatacak çok şeye sahip olmalı, insan ancak bu şekilde "Ben Yaşadım" diyebilir. Borges'in seksen yaşlarında kaleme aldığı çok güzel bir şiiri var, "Eğer Hayatımı Yeni Baştan Yaşayacak Olsaydım" adlı bir şiir, daha doğrusu uzunca bir liste, benim listemin bu kadar uzun olmasını istemiyorum.